Şeytanın Ahir Zaman Stratejisi: Borç ile Dopamin

Bu Hafta Bültende Neler Var?

  • Şeytanın Ahir Zaman Stratejisi: Borç ile Dopamin

  • Daha Öz Disiplinli Olmanın Uygulanabilir 5 Yolu

  • Hareket Ettiğin Kadar Zekisin

  • En Akıllı Beyinlere Karşı Mücadele Ediyoruz

  • Elleri Kullanmanın Bilişsel Faydaları

  • İsrail'in Bombalamalarını Yönlendiren Yapay Zeka Makinesi

  • Haftanın Videoları

  • Haftanın Makaleleri

  • Haftanın Yapay Zeka Manşetleri

Danışmanlıklarda üzerinde durduğum ilk konu genellikle finansal planlama oluyor. Zira, borcu olmayan ve borcu yüzünden maddi ve manevi buhran yaşamayan insan neredeyse yok gibi.

Ne yazık ki eğitim hayatımız boyunca bizlere finansal okur yazarlık, para yönetimi/ev ekonomisi vs. gibi parasal eğitimler vermediği için zamanla sisteme hizmet eden köleler haline geldik. Malumi devletlere ve baronlara köle lazım… Ki, dünyanın 300 küsür trilyon dolarlık borcu ödeme imkanı zaten yok. Ya iflas ya açlık ya kaos. Yani üçü birden gerçekleşmek zorunda. Ve haliyle köleliğe devam. Umarım savaş gelmeden önce birçok sıkıntımızı çözebiliriz.

Haftalık makale okumalarımı yaparken yazar S. Grimes’in yazısı denk geldi. Deyim yerindeyse milyarca insanın yaşadığı bir durumu anlatıyor.

Grimes 52, kocası ise 55 yaşında. Para yönetim bilgisi yoksa, tedbirli hareket edilmiyorsa, sistemsel sorunlar var ise ve birde hatalar sürekli tekrarlanıyorsa… Yaşanacak sona dair günümüz insanı için çok şey anlatan bir hikaye:

‘İşimizi ayakta tutabilmek için kredi kartı kullanmak zorunda kaldık.

Geçen yaz bir mağaza açtık ve bunun için de kredi kartı kullandık.

Bu borcu konsolide etmek, kredi kartlarını tekrar ödemek için kredi aldık. O zamanlar mantıklıydı. Kredi, kredi kartlarının asgari ödemeleriyle halledilecekti…’’

Çok tanıdık bir hikaye değil mi?

Bu kredi alışkanlığına, insanlığı cehenneme götürmek için ‘‘şeytanın ahir zaman stratejisi’’ diyorum. Neredeyse bu hamleleri yaptırmadığı insan kalmadı. Ve bunun mantıklı olduğuna herkesi ikna edebiliyor.

Aslında bu iki ayet çok şey anlatıyor.

‘‘…Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, pek azı hariç, onun (Hz.Adem’in) zürriyetini kendi buyruğum altına alacağım.’’ (İsra, 61-65)

“…mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım! (Hicr, 15/39-40)

Görünüşe göre, şimdilik bizlere karşı kazanmış gibi gözüküyor. Yani plansızlık, bilgisizlik, kibir, dünyevi hevesler ve sonuç: Mağlubuz.

Nitekim, yazar Grimes’de hatalarını anladıklarını söylüyor ama iş işten geçtikten sonra.

Diyor ki,

‘‘Bir süre sonra ödememiz gereken büyük bir kredi kartı borcu ortaya çıktı.

Bunların hiç birini kabul etmek kolay değil. Nefret ettim. Hepsini yazmak bile hayatta büyük bir başarısızlık gibi hissetmeme neden oluyor. Utanç verici.

DEHB ve mevsimsel duygulanım bozukluğum var; bunların her ikisi de dopamin reseptör sorunlarıdır. Ve alışveriş benim en büyük dopamin kaynağım.

Eşim Kevin'in liseden beri kredi kartı var ve nispeten basit zevkleri var. İstediği şeye, istediği zaman sahip olmaya alışkındır. İstediği her şey oldukça basit olduğundan, kredi kartını kullanarak satın almamak için hiçbir neden görmüyor.’’

Ne diyor Grimes; Alış veriş benim için dopamin.

Yani alışveriş ile mutlu oluyor. Eşide dahil olmak üzere milyarlarca insan nefs-para tuzağı içerisinde debelenip duruyor. Oysa ki insanın karnı bir tas çorba ile doyabiliyor…Ama gel gör ki, gerçekte iş yapıp elde etmiş olduğu somut -gerçek- parası olmayan insanlar ev alıyor, araba alıyor, şirket kuruyor, alışveriş yapıyor ve nihayetinde 300 küsür trilyon dolar borç ve sonuç: Enflasyon ve açlık.

Ne acıdır ki, günümüzün müslümanı kafiri fark etmiyor. İnsanlığın tatmin, dopamin, güven arayışı tamamen madde endeksli sürüp gidiyor. Misal, insanlar gece teheccüd namazı kılıyor, gidip 250 bin -300 bin dolarlık araba alıyor.

Bazen denk gelince çekinmeden sorarım bu arkadaşlara.

‘Ağabey,

bu arabanın motoronu sen yapmadın,

çizimi sana ait değil,

sen boyamadın,

bu şirketin ortağı değilsin… vs.

yani arabanın inşasında zerre kadar emeğin ve bilgin yok.

Evden işe gidiş geliş süren 1-2 saati geçmiyor.

Geçse bile 5-10 bin euroluk (250-300 bin TL’lik) bir araba ile de bunu yapabilirsin.

Ayrıca bu arabada yatıp kalkmıyorsun.

Gidip kredi çekip, hırsızlığa ortak olup, zulmederek ahiretini yakmayı göze alıp bir arabaya 250 bin dolar verme amacın nedir?

Zengin olduğunu mu göstermek istiyorsun?

Yani ‘bu adamın parası var, biz bu adama saygı duyalım’…diye bir düşünce ile insanların hareket ettiğini mi düşünüyorsun?

Paran var diye sana secde etmelerini mi bekliyorsun?

Ya da o parayı vererek hava atıp insanları ezdiğini mi düşünüyorsun?

Veya eş, dost akraba alıyor diye sende altta kalmamak için onlarla cehalet yarışına mı giriyorsun?

Ya da psikolojik problemlerin mi var, hasta mısın?

Bu demir yığınına 250 bin dolar verme amacın nedir?

Zira yatırım desen yatırım değil.

Finansal planlama desen finansal planlama değil.

Ekonomik, stratejik ve gelecek adına hiçbir akli ve mantiki kurguya uymuyor bu yaptığın.

Eğer saygı duyulması için bunu yapıyorsan, emin ol saygı yerine çok daha farklı imtihanlara kapı açıyorsun. İlk açtığın imtihan kapılarından biri sahtekar arkadaş, riyakar akraba ve sana gerçeği söylemeyen imamlar ve irşadcılar…

Yani çevrende kazandığın tek şey sadece şer ruh ve dünyaperest mahluklar… Mesela sana bu acı tabloyu haykıran kaç kişi oldu?

  • Sıfır.

Bildiğim kadarıyla 1500 dolar değerindeki 93 model Volvo’ya binen milyar dolarlık IKEA’nın sahibi kadar zengin de değilsin, yıllarca Honda Accord’a binen Jeff Bezos gibi bir şirketin de yok…Nakit ile araba alacak imkanın yok ve insanlara ödemen gereken bir sürü borçta var.

Ağabey söyle, bu zulmü kendine neden yapıyorsun?

Sakın bana ‘sanane’ demeyesin. Malum bankadan çektiğin her kredi bizlerden çaldığın para demek. Yani öyle kaçak cevap vermek yok.’’

Tabi bu soru karşısında, ‘Hocam ne alakası var. Neden hava atalım, niçin gösteriş yapalım…’vs. gibi klasik cevaplar ve ardından çoğunluğun kullandığı o cümle:

‘‘Hoşuma gidiyor.’’

Evet, acı gerçek bu.

250 bin dolar borçlanmanın tek nedeni buymuş: Hoşuma gidiyor.

Eğer gerçekten bu ve benzeri yaklaşımlar ise durum daha da vahim. Zira şeytan bu durumu itiraf ediyor:

‘‘…onları boş kuruntularla oyalayacağım... 

…Şeytan onlara vaad eder ve onları boş kuruntularla oyalar.

Oysa şeytanın onlara vaadi, aldatmadan başka bir şey değildir." (Nisa, 4/117-120)

Bir diğer ayet ise:

Şeytan onlara amellerini güzel gösterdi…(Neml, 27/24) diyor.

Bu iki ayetin tefsiri ile ilgili Elmalılı’yı bir okumakta fayda var. Burada daha fazla detaya girip vaktinizi almak istemem.

Ayrıca, Allah Resulü sav’in şu yaklaşımı ve bizlere olan rehberliği çok çok önemli bir stratejidir:

…"Bundan sonra yanımda para olmadan hiçbir şey satın almayacağım" (Ahmed b. Hanbel, I, 235, 323).

Bu örneği verme nedenim birilerinin günah veya israf işleme özgürlüğüne karışmak ya da helal paralarını nerede harcayacaklarına müdahil olmak için değil. Bir müslüman olarak ne haddimiz ne de hakkımız… Yeter ki enflasyona sebep olacak amellerle bizlerin ceplerinden para çalmasınlar ve köleliği destekleyici fiiliyat içerisine girip insanların imanları ile oynamasınlar. Yoksa diğer noktada bizi ilgilendiren bir durum yok.

Ancak şu var ki, bizler insanları hayra çağırmakla mükellefiz. Ne yazık ki bu acı gerçekleri dostlarına haykıran insan sayısı çok çok az.

Misal, bizim sokakta toplam 20 civarı arabası var ise bunlar bazılarının sadece 4 tanesinin toplamı 400 bin euro yapıyor.

Bu rakam, ayda 8-10 bin euro net kar bırakacak ve 3 kişiyi istihdam edecek bir şirket demek. Ki, 40 bin euro ile çok rahat alınabilecek 4 araba ile bu insanlar hayatlarına devam edebilir. Kalan 350 bin euro ise hem israfın kesilmesi hem de rızka vesile olması demek. (Somut birçok örnek var)

Az veya çok bu rakamı her sokak için düşündüğünüzde tüm dünya için korkunç rakamlar yapıyor. Ve kazananlar ise sadece şirketler ve meydana getirilen tüketim ve israf toplumu. Ve bu mizaca yerleşiyor, zamanla imani ve finansal bir problem meydana getiriyor.

Yani mesele o kadar basit değil. Bu vakanın psikolojik, sosyolojik ve manaya bakan onlarca yönü mevcut. Şimdilik bu kısmı nasip olur ise yazmayı düşündüğüm kitaba havale ediyorum.

Konumuza dönecek olursak..

Evet, finansal planlama eğitimi olmayan ve dopamin hazzıyla parayı yöneten yazar Grimes ve eşi Kevin’e de şeytan güzel bir borç/dopamin oyunu oynamış ve amellerini güzel göstererek büyük borca sokmuş:

‘‘Şu anda 70.000 dolar borcumuz var.. İpotekimizi ve öğrenci kredilerinide eklersek yaklaşık 270.000 dolar borcumuz var. Tekrar borçsuz olmak istiyorum. İkimizin de daha fazla iş için vakti ve enerjisi yok…Eğer sadece asgari tutarı ödersek öğrenci kredileri ve ev kredim dahil tüm borcumuzu ödememizin yüzyıl alacağı gözüküyor.’’ diyor.

Kısaca, 52 yaşından sonra koskoca bir ömrü heder…Ki, önceside zaten yine modern kölelik.

Tabi, yazar makalesinin devamında bazı hesaplama ve planlarla borcunu 15 yılda bitirebileceğinide iddia ediyor. Ancak, çok gerçekçi olmadığı için o kısmı buraya almak istemedim…Ki, zaten konumuz o kısım değil.

Evet, anlık mutluluklarla borçlanmak...

Doğal bir durummuş gibi fıtratımıza yerlemiş öldüren bir zehir.

Kimi ev, kimi araba, kimi şirket beton/binalarını çoğaltmak, kimi çocuğuna miras… vs… Kimide başka başka dünyevi endişelerle ölene kadar kendini borca bağlıyor ve birçoğu faiz borcu ile ahirete göçüyor. Oysa İslam bir denge dini idi.

Şu an bildiğimiz 90-100 civarı iş insanı için eğer bir mucize gerçekleşme borç (faiz) ile ölecek ve evlatlarına borçlu miraslar bırakacaklar. Ve tabi bu evlatlarda aynı döngüyü devam ettirerek genelde aynı kaderi yaşayacaklar. Bu problemlerin düzeltilmesi ise çok zor değildi.

Borç, para, psikoloji, sistem, aile ve gelecek…

Bir bütün olarak ele alınır ise insanları bu bataktan çıkarmak çok zor değil. İnsanlar yeter ki karar versin ve hareket geçsin.

Rabbimiz bu durumda olan insanlara ve kardeşlere tez vakit ferahlık ihsan etsin.

Ne yazık ki bu durumda olan insanları hayra çağıran etraflarında kimse yok.

Akraba yok.

İmam yok.

Danışman yok.

Çalışan yok.

Ortak yok.

Müşteri yok.

Yani insan yok…

Gözümüzün önünde ticaret adı altında ömrümüz dilim dilim harcanırken, hayra çağıran birilerinin olmaması şunu düşündürüyor. Yokluk içinde katledilen Filistinliler mi perişan durumda, yoksa varlık içinde olduğumuzu zanneden bizler mi?

Hazretin dediği gibi diyelim:

‘‘Allah bizi insan eyle…’’

Gazali’nin şu cümlelerini tekrar hatırlayalım:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişinin helaki eşinin, ebeveyninin ve evladının eliyle olacak... Onlar, onu fakirlikle suçlayacak ve gücünün üstünde yük yükleyecekler, o da dinini kaybedeceği işlere girecek ve helak olacaktır…

Ağlayan da kaybedebilir, ağlamayan da…’’

Ve ders veren bu ayeti tefekkür edelim:

‘‘‘…Çok hilekâr şeytan da sizi Allah ile aldatmasın, Allah'ın affına güvendirmesin!’’ (Lokman, 33)

Kalp ehlinin şu duası ile bitirelim:

‘‘Allah hiç kimseyi günah işlemeye devam ederken, affedileceğini zanneden gaflet ehlinden etmesin…’’

Amin.

Daha Öz Disiplinli Olmanın Uygulanabilir 5 Yolu

Ali Abdal, günümüzdeki klasik soruna dair bazı noktalara temas ediyor. Kendi hayatınızda hemen uygulayabileceğiniz beş eyleme geçilebilir strateji hakkında konuşuyor. Disiplin önemli olsa da, disiplininizi geliştirmek için sadece daha fazla çalışmanız gerektiği yanılsamasına karşı uyarıyor.

Kısa bir özet:

  • Disiplinin yüceltilmesinin biraz aldatmaca olduğu söylenebilir.

  • Disiplin, bir görev üzerinde çalışırken sürekli olarak kendinizi zorlamanızı gerektirir.

  • Odaklanmanın değerini anlamak ve az sayıda şeye odaklanmak önemlidir.

  • Yapılacaklar listesini azaltmak ve sadece hayati olanlara odaklanmak gereklidir.

  • Sistemler ve alışkanlıklar oluşturarak disiplinli ve tutarlı olun.

  • Küçük adımlar, büyük adımlardan daha kolay olduğu için daha yapılabilir hale gelir.

  • Disiplini sürdürerek ve beceriyi artırarak her zaman daha ileriye gidebilirsiniz.

  • Bu yöntem sadece bir davranış üzerinde etkili değil, hayatınızın her alanında uygulanabilir.

  • Rutin oluşturmak istediğiniz aktivite etrafında bir yapı veya düzen düşünmek önemlidir.

  • Sisteme bağlı kalmak, hedeflere ulaşmak için önemlidir.

  • Egzersiz yapmak için her zaman bir saatlik spor salonu zamanı gerekmez.

Hareket Ettiğin Kadar Zekisin

Beyin, hareket kontrolünü sağlar ve insanın düşünmesi, hatırlaması ve strese girmesi gibi birçok işlevi vardır. Beynin amacı bir şey yapabilmekle ilgilidir ve öğrendiğimiz bilgileri hayata geçirmekte zorlanırız. Hareket etmek, beynimizi aktive eder ve hayatımızı daha iyi yapar.

Yazar Sinan Canan video’da bu meseleye dair bazı noktalara değinmiş.

Kısa bir özet:

  • Beyin, birçok iş yaparak düşünme, endişe etme, bellek kaydetme, hareketleri sağlama gibi fonksiyonları yerine getirmektedir.

  • Beyin, bellek oluşturur ve hareketleri kontrol eder.

  • İnsanlar genellikle zihinlerindeki düşüncelerle meşguldürler.

  • Beynimizde öğrendiğimiz bilgileri hayata geçirmekte zorlanmamızın sebebi konfor alanımızın dışına çıkmakta irade eksikliğimizdir.

  • Zihnimizde çok fazla düşünce ve kaynak olduğu için hangisine odaklanacağımızı seçmekte zorlanırız.

  • Hareket ettiğimiz kadar zekiyiz çünkü beyin hareketi destekler.

  • Beynimizin hareket fonksiyonunu küçümsüyoruz.

  • Fiziksel hareketler, düşünce üretimini teşvik eder.

  • Bedenimiz çalışmadıkça, beynimiz de çalışmaz.

Unsplash

Elleri Kullanmanın Bilişsel Faydaları

  • Örgü örmek, boyamak, bahçe işleri yapmak ve el yazısı yazmak gibi aktiviteler, klavyede yazmak ve kaydırma yapmaktan çok daha fazla beyni kullanır ve bilişsel ve ruh hali faydalarıyla ilişkilendirilmesinin nedeni bu olabilir.

    • Beynin büyük bir alanı istemli el hareketlerine rehberlik etmeye ayrılmıştır. Yazma, tıklama ve kaydırma, bu alanın neredeyse tamamını el yazısı gibi karmaşık faaliyetler kadar kullanmaz.

  • İnce motor kontrolü mükemmel bir beyin egzersizidir ve ince hareketleri yeterince uygulamamak dikkat, problem çözme ve hafıza ile ilgili sorunlara yol açabilir.

  • Araştırmacılar, bunun faydalı faaliyetlerde yer alan karmaşık el hareketleri mi, karmaşık problem çözme, yenilik mi yoksa yukarıdakilerin herhangi birinin veya tamamının bir kombinasyonu mu olduğu konusunda bölünmüş durumdalar.

En Akıllı Beyinlere Karşı Mücadele Ediyoruz

Yazar Metin Özdamarlar hem bizler hem de çocuklar için odaklanma meselesini hatırlatmış. Sık sık tekrar etmekte fayda var. Zaman yönetim eğitimi veren biri olarak asrın sorunu dediğim bu meselede ne kadar geç kalınırsa o kadar çözümü daha zor oluyor. Dikkat etmekte fayda var. Yazar’da şu noktalara değiniyor:

‘‘Katıldığım söyleşilerde, toplantılarda ve konferanslarda hep şunu öneririm: “Cep telefonunuzdan sosyal medya uygulamalarını silin. Hayatınızın bir haftada nasıl değiştiğini görün. Zaman yönetimi konusunda ciddi farkındalık oluşturan bir eylemdir bu…” Evet, telefonumda hiçbir sosyal medya uygulaması yüklü değil. Gerektiğinde günde 10 dakikayı geçmemek üzere dizüstü bilgisayarımdan giriyorum. Üstüne üstlük bir yazar olmama ve sosyal medyaya en fazla ihtiyacı olan birisi olmama rağmen. Her gün saat 21.30’da telefonumun “Hücresel” ve “Wifi” özelliğini kapatıyorum. 07.00’den önce de açmıyorum. Sonuç mu? Aileye, okumaya, araştırmaya, yazmaya, izlemeye, düşünmeye ve sosyal sorumluluk projelerine ayrılan nitelikli bir zaman...

“Çalınan Dikkat” eserini sindire sindire okudum. Notlar aldım. Onlarca alan uzmanıyla görüşülerek yazılan bu eseri tüm ebeveynlerin ve öğretmenlerin okuması gerektiğini düşünüyorum. Tehlike çok büyük. Bakın bilimsel araştırmalar ne diyor: Öğrencilerin bilgisayarlarına yerleştirilen yazılımlar ortalama her 65 saniyede başka bir şeye geçtiklerini göstermiş. Odaklanma sürelerinin ortalaması ise inanılmaz: 19 saniye! Ofiste bilgisayar başında çalışanlar için ise bu süre 3 dakika! Peki, bir şey odaklandıktan sonra dikkatiniz dağıldığında aynı şeyi tekrar odaklanmanız ne kadar sürüyor biliyor musunuz? 23 dakika!

Cep telefonlarına 24 saatte ortalama dokunma sayısı 2.617! Ortalama ekran süresi 3 saat 15 dakika. Beynin yapısını aynı anda tek şeye odaklanmaya göre yaratılmış; biz ise aynı anda birkaç şeye odaklanmaya çalışıyoruz. Amerika’da sınav olan öğrencilerle yapılan bir çalışmada bir gruba telefon verilmiş diğerlerine ise verilmemiş. Telefon öğrencilerin başarısı %20 düşük çıkmış.

İstatistiklere göre trafikte ölüm nedenlerinde dünya genelinde birinci sırada dikkat dağınıklığı var. Uzmanlar bu durumu “sarhoş araba kullanmakla” eşdeğer buluyorlar.

Sessiz sınıflarda ders gören öğrencilerin başarısı yüksek.

Facebok, Twitter ve Instagram’ın geliştiricileri, yazılım uzmanları; Skinner’in fareleri mantığıyla çalışıyorlar. Burada fare biziz… Haz ve ödül olgaritmaları öyle bir işliyor ki… Uzmanlar; sosyal medya uygulamalarının sizin dikkatinizi dağıtmak için tasarlandığını, dikkat dağınıklığının onlar için âdeta yakıt olduğunu söylüyor. Filtreler bizi uyutmak için tasarlanmış. Sosyal medya başında geçirdiğiniz her saniye para kazanan şirketler telefonunuzu neden elinizden bırakmanızı istesin ki? Bizim “sonsuz” şekilde “telefonunuzu kaydırmanızı” istiyorlar ve bunun için de bizi resmen yemliyorlar. Her türlü bilginizi ele geçirip, sizi zayıf noktanızdan avlıyorlar.

Mesela bildirimler. Dileseler günlük tek bildirim yollayabilirler ama sizi sürekli yeni bildirimlerle “ekrana” çağırıyorlar. Sonsuz şekilde ekranı kaydırın istiyorlar. Kendinizi frenleyebilir misiniz? İradenize hâkim olabilir misiniz? Ekranın arkasında size karşı çalışan dünyanın en zekilerinden oluşan bin tane mühendis var! Size karşı çalışıyorlar. Sizin için değil. Ve sizi çok iyi tanıyorlar. Teknoloji bizi parçalıyor, hırpalıyor, bozuyor. DEHB’den bahsetmiyorum bile.

İnsanlar; ailelerine, sosyal sorumluluk projelerine, kitap okumaya, kendilerini geliştirmeye, dünyayı daha iyi bir yer yapmak için geçirecekleri zaman “puf” diye sosyal medyada kaybediyorlar. 13-17 arasındaki çocuklarla yapılan bir araştırmada, uyanık oldukları sürede her 6 dakika bir mesaj gönderdikleri tespit edilmiş. Geçmiş yüzyıla göre insanoğlunun ortalama uyku süresi 1 saat azalmış durumda.

Fiziksel oyunların yararı bilimsel olarak kanıtlanmış durumdayken çocuklarımız ekran karşısında. Uyum sağlayan, eleştirel düşünebilen, işbirliği yapabilen, sosyalleşen, hayal edebilen, problem çözebilen çocuklar için bu elzem. Peki, biz ne yaptık? Sınav hariç; oyunu, eğlenceyi, teneffüsü, egzersizi azalttık. “Harekette bereket var”ken çocukları sıralarda hareketsiz bırakarak öğrenmeye zorladık.

Amerika’da DEHB teşhisi konulan öğrenci ortalaması %20’lerdeyken bu oran Finlandiya’da %1 bile değil; %0,1… Nedeni işte bu… Unutmayalım… “Hayat konfor alanınızın kıyısında başlar.” ve “Yavaşlamak dikkat becerisini besliyor, hız ise örseliyor.” Tavsiye ederim efendim.’’

İsrail'in Bombalamalarını Yönlendiren Yapay Zeka Makinesi

Geçen hafta 4-5 yayın organı dışında pek gündemde kalmayan bir haber paylaşılmıştı.

Tel Aviv merkezli "+972" ve Local Call'a konuşan 6 ihbarcı, İsrailin Gazze'ye yönelik saldırılarda "insan hedefi" belirlemek amacıyla "Lavender" adlı yapay zeka programının tespit ettiği 37 bin "şüpheli"nin her biri için, İsrail'in en az 20 "sivil zayiat"ı göze aldığını söyledi.

6 kaynak, savaşın özellikle ilk safhalarında İsrail ordusunun programa "tamamen bağlı kaldığını", bu nedenle Lavender'in tespit ettiği isimlerin, erkek oldukları sürece personel tarafından kontrolsüz ve belirli bir kriter gözetilmeksizin hedef olarak görüldüğünü aktardı. Kaynaklar, binada ve çevrede siviller olsa bile kişinin özel mülkiyetinde öldürülmesine izin veren "insan hedef" kavramının daha önce yalnızca "üst düzey askeri hedef"leri kapsadığını, 7 Ekim sonrasında "insani hedef" görülenlerin, tüm Hamas üyelerini kapsayacak şekilde genişletildiğini ifade etti.

Daha vahimi ise şu, kaynaklar alt düzey bir kişiye düzenlenen operasyonda "20 sivil zayiat"a kadar izin verildiğini ve bu sayının süreç içinde sık sık artıp azaldığını belirterek, "orantılılık ilkesinin" uygulanmadığına dikkati çekti. Ancak üst düzey hedefler için söz konusu sayının 100'e kadar çıktığı belirtildi.

Kaynaklar, kendilerine "bombalayabildikleri her yerin bombalanması" emrinin verildiğini ifade ederken, "Üst düzey yetkililere histeri hakimdi. Nasıl tepki vereceklerini bilemiyorlardı. Tek bildikleri Hamas'ın kapasitesini kısıtlamak için deli gibi bombalamaktı." dedi.

Bu haberden sonra doğal olarak olması gereken şey, tüm medya veya ülkelerin tepki göstermesi idi. Ancak, bir etkiniz yoksa ve bunun yanında birde sistemi ele geçirdiyseniz, geriye kalan tek şey 150 küsür ülkede istediğiniz gibi at koşturmak. Nitekim, ABD’de gelen tek şey şu başlıktı:

‘‘İsrail'in Gazze'deki hedefleri belirlemek için yapay zeka kullandığı haberlerini inceliyoruz…’’

Eeee… 100 yıldır küresel çapta 3-4 medya şirketi kuramadıysanız;

Veyl olsun zengin müslümanların ihanetine.

Veyl olsun paraya tapan müslümanlara.

Veyl olsun üzerine düşeni yapmayan zalimler, alçaklara, kalleşlere…

Unsplash

Unsplash

Unsplash

Haftanın Yapay Zeka Manşetleri

OpenAl’dan GPT-4 Turbo Hamlesi

Uzun süredir chatbot yarışında lider olarak kabul edilen ChatGPT, yakın zamanda Claude 3 Opus'un güçlü bir mücadelesiyle karşı karşıya kaldı. Bu yeni yarışmacı, yetenekleriyle kullanıcıları etkileyerek yapay zeka ortamında bir değişime yol açtı. Ancak OpenAI, ChatGPT Plus kullanıcılarına özel olarak sunulan GPT-4 Turbo modelinde önemli bir yükseltme yaparak yanıt verdi.

Geliştirilmiş GPT-4 Turbo, yazma, akıl yürütme ve kodlamada iyileştirmeler sağlayarak daha ilgi çekici ve bilgilendirici konuşmalar sağlar. Bu güncelleme, genişletilmiş bilgi tabanıyla birleştiğinde ChatGPT'yi chatbot arenasında yeniden ön sıralara taşıdı.

4 TREND YZ ARAÇLARI

Sybill

Sybill, CRM'nizi gerçek zamanlı olarak otomatik olarak doldurmak için satış görüşmelerinizi anlaşma düzeyinde analiz eder ve takip e-postalarının yanı sıra kesin çağrı özetleri oluşturur. ( bağlantı )

GrowEasy

Facebook ve Instagram'da 5 dakika içinde Potansiyel Müşteri reklam kampanyaları oluşturun. ( bağlantı )

CopyNinja

SEO için optimize edilmiş ürün açıklamaları oluşturan Shopify uygulaması. ( bağlantı )

CapGo.ai

Elektronik Tabloda en hızlı pazar araştırması. Tek tıklamayla tablonuzu gerçek zamanlı Google verileriyle doldurun. ( bağlantı )


Bu haftalıkta bültenimizin sonuna geldik.

👉 Bültenimize sponsor olabilir, reklam verebilir, yıllık abone olarak maddi destek verebilir veya devam edebilmemiz için bağış yapabilirsiniz. Üç arkadaşınıza tavsiye vererekte bu bilgilerin onlara ulaşmasına vesile olabilirsiniz.

Bültene sponsor olabilir veya abone olarak destek verebilirsiniz

TÜM BÜLTENLER İÇİN TIKLAYIN

Önceki
Önceki

Açlık Sanatı: Manevi Yükseliş ve Örnek İnsanlar

Sonraki
Sonraki

Bir Akıl Gelir Herkesi Böyle Sigaya Çeker