Masumların İçinde Büyüyen Kötülük ve Sessiz Çöküş!

Bu Hafta Bültende Neler Var?

  1. Masumların İçinde Büyüyen Kötülük ve Sessizlik!

  2. Beyin Çürümesi

  3. MIT mezunu bir beyin cerrahı tıp kariyerini bitirdi: ‘‘Amaç hastanelerin para kazanması…’’

  4. Değiş ya da Acımasızca Değişime Sürüklen

  5. ‘Babam geldi ve ben gidiyorum’ dedi ve Japonya…

  6. Çalışmanın Geleceği 2025 Trendleri

  7. Kavvam Erkek Nedir? Nasıl Olunur? Erkek Kadından Üstün Mü?

  8. Geleceğin Meslekleri Raporu 2025

  9. Hakkâ Sûresi Analizi ve Mustafa Öztürk'e Yanıtlar

  10. Haftanın Videoları (19 Video)

  11. Haftanın Makaleleri (13 Makale)

  12. Haftanın Teknoloji ve Yapay Zeka Manşetleri

  13. Hayatınızı Daha Uzun, Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Yaşamak İçin Nasıl Tasarlarsınız?

Günümüzde müslümanlar (bunun içinde şuurlu dediğimiz insanların büyük bir kısmıda dahil), -umumu ilgilendiren- zulümlerini, hırsızlıklarını, faizli işlerini, yalanlarını, zanlarını vs… anlatmaktan, yaymaktan ve teşvik etmekten çekinmiyorlar.

Zira, biliyorlar ki etraflarında onları ve o yaptıklarının yanlış olduklarını uyaracak, tebliğ yapacak o iman ve kudrette yürekli insan neredeyse hiç yok.

Ne acıdır ki, bazıları, ‘O kişilerle arkadaşlığı bozulur’ diye, ‘gün gelir ona muhtaç olabilirim’ diye,

‘dışlanırım’, ya da, ‘şahsi günahları, beni ilgilendirmez’ düşüncesiyle o arkadaşlarını uyarmıyor ve cehenneme gitmelerini önlemek ya da kötülüklerinin yayılmasını engellemek için cesaret edemiyorlar.

Düşünelim, çok sevdiğimiz, değer verdiğimiz bir arkadaşımız olsun. Bu arkadaş, namazında, niyazında, okuyan, ahlaklı ve erdemli bir kardeş. Ve bu kardeş birilerinin yanlış yönlendirmesi ya da bilmediğinden gitmiş banka kredisi ile ev, araba veya bir şirket almış. (Malum bu şeytani cehennem tuzağına düşen kardeşlerden çokça mevcut.)

Peki bu kardeş işlediği bu amelleri ile tam olarak ne yapmış;

  • Hırsızlık yapmış (yani bizlerin cebimizden para çalmış),

  • Allah ile yıllarca süreceği bir savaşa başlamış.

Bu arkadaş gelip diyor ki, ‘şükür banka krediyi verdi evi, arabayı veya şirketi aldım.’

Çevresindeki insanlarda hemen, ‘hayırlı, uğurlu olsun kardeşim’ diye, arkadaş sanki güzel bir iş yapmış gibi destek mahiyetinde beyanda bulunurlar.

Şimdi soralım;

  • Biz arkadaşın hangi ameline hayrlı olsun diyoruz?

  • Bizim cebimizden para çalıp hırsız olmasına mı?

  • Çoluk çocuğuna haram yedireceğine mi?

  • Her ay taksit ödeyerek Allah ile savaşacağına mı?

  • Zulüm sistemine verdiği desteğe mi?

  • Fakirlerin daha çok fakirleşip din ve imandan uzaklaşmalarına sebep olduğuna mı?

  • Parasızlıktan dolayı fuhuş batağına saplanacak olan genç kızların veya birilerinin metresi olmak zorunda kalacak olan bazı çocuklu kadınların düşeceği duruma mı?

  • ‘Enginliğiyle Bizim Dünyamız’da’ çizilen ekonomik yol haritasına ihanet edişine mi?

vs…

Tam olarak neye hayrlı olsun diyoruz?

İnsanlar nasıl bir zulme ortak olduklarını ne yazık ki bilmiyorlar ve çoğunun zerre kadar meselenin detayından haberi yok.

Eğer bu insanlar sistemi tam olarak bilmiyorlar ise, bu güzel insanları bu zulüm ortaklığından kurtarmak kimin görevi?

Kim sevdiği bir kardeşinin, abisinin, ablasının, anne, babasının vs. bu zalim sistemin destekçisi olup ve cehenneme gitmesini ister?

Hangimizin kalbi kısacık bir ömür için o insanların bu hale düşmelerine dayanır?

Bildiğim öyle güzel insanlar var ki, birilerinin uydurduğu fetvalara teslim olmuş, sorgulamamış ve kafir sistemin oyuncağı durumuna düşerek Allah ile savaşa girişmiş ve farkında olmadan cebimizden para çalıp hırsızlığa aracı olmuş. Onu uyarmaz ve hayra çağırmazsak sonumuz ne olacak? Ve şuan ne oluyor?

Bir kardeşimiz demişti ki, insanları uyardığımızda bize şöyle diyorlar;

‘Sen Taliban zihniyetlisin,

Işid kafalısın,

Sen radikalsin,

Sen ikilik çıkarıyorsun,

Sen fitnecisin,

Sen neden karışıyorsun,

Sen ev ve araba alamıyorsun o yüzden bu fetvaya karşı geliyorsun….’’

vs.

Bu yaklaşımda olan insanlarla bende arada denk geliyor ve gereken şeyleri izah ediyor, ve dua edin sizlere savaş açılmıyor diyorum. Ancak, sırf bu kelimeleri duyacağız diye hakikati söylemeyi terk mi edeceğiz? Allah’ın davasını savunmayacak mıyız?

Ayrıca, bu işlenen zulümlerin hiçbiri şahsi günahlar falan da değil.

Misal; Zina, yalan, israf vs. gibi birçok günah büyük ölçüde şahsi günahlardır ve bunların hiçbiri bizi ilgilendirmez. Yani o anlamda tanrıcılık oynamaya gerek yok. İnsanlara, münafıkların dediği gibi ‘bize karışmayın, bizlerin günah işleme özgürlüğü var’ dedirttirmeye de gerek yok.

Ama umumi meselelerde bizlere zulm ve işkence edilmekle birlikte, birde Allahın davasına açılmış bir savaş var.

Eğer insanları uyarmaya, bu zulmü durdurmaya ve cennete çağırmaya davet etmezsek ne mi olacak ve oluyor?

Evet, biliyorum; Allah inancı olup ama ahiret inancı tam olmayan -bir yönü ile sadece dilde olan- insanlar bu dediklerimize itiraz edecek, anlık düşünecek, ebedi hayatı idrak etmeyecek ve sürekli dünyevi bahaneler üretecek. Ve ahiret inancı tam olmadığı içinde cehennemi düşünmeyecek ve zulme ortak olmayı sürdürecek.

Ama bizler, az olmamıza rağmen Hz. İsa’nın zulme direndiği gibi direnecek, mücadele edecek, insanları hayra çağıracak, Allah Resulü sav’ın izlediği stratejiden şaşmayacak, Üstad’ın ve Hz. Fetih’in kendilerine vurulan yaftalara katlandığı gibi katlanacak, pes etmeyecek ve irşad tebliğ’de asıl mücadelenin bu noktada olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz. Zira kırılma ve ayrışma zamanına az kaldığı ahir bir dönemde, varlığı okuyacak ve hamlelerimizi doğru atma gayretinde olacak. Ve yeni gelecek olan zat için havari olma misyonumuzu asla terk etmeyeceğiz.

Evet, Hazret’in yaptığı bu ibretlik uyarıyı tekrar edelim ve bakalım irşad-tebliğ yapılmadığında sonumuz ne oluyor?

Hazreti Sahip şöyle diyor;

''Kötülüklere müsamaha gösteren bir toplum, er-geç bu müsamahanın faturasını ödemek zorunda kalır. Milletler tarihi, buna misal olacak, önce günaha batmış, münkerata saplanmış, sonra da yok olup gitmiş yüzlerce toplum enkazını sergiler.
Günaha gösterilecek müsamaha ile ferdî olarak günahkâra gösterilecek müsamaha birbirine karıştırılmamalıdır. Bu husus iyi tefrik edilemezse çok yanılmalar olabilir.

Evet, bazen günahkâra müsamaha gösterilebilir, ama günaha asla...

Benî İsrail , başta küçük sayılacak günahlara vize vererek, ferdî münkerata karşı gevşek davranmış, tabiî neticede kendi sonunu hazırlamıştır. (Rap: Şuan masum diye düşündüğümüz müslümanların hali ne yazık ki buraya doğru gidiyor.)

Allah Resûlü, Benî İsrail’in vaziyetini bize aktarırken;

“İsrailoğullarında ilk içtimaî çöküntü şöyle başlamıştır: Bir kişi diğerinde gördüğü bir kötülük üzerine, ‘Ey filan, bu işi terk et, bu sana helâl değildir!’ derdi.

Ertesi gün de o adam, aynı münkeri işlemesine rağmen, onunla oturur- kalkar, yer-içer ve arkadaşlık ederdi. Bunun üzerine Allah (celle celâluhu) onların kalblerini birbirine çarptı karıştırdı.” demiş ve sonra da şu âyeti okumuştur:

“İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud’un ve Meryem oğlu İsa ’nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyan edip başkaldırmalarından ve aşırı gitmelerindendi.’’ 

Sonra ayakta bulunan Allah Resûlü (sav) oturarak sözlerini şöyle tamamlamıştır:

“Hayır, vallahi, ne olursa olsun siz mârufu emredip münkerden nehyetmelisiniz. Ve mutlaka zalimin elinden tutup onu hakka, istikamete çekmelisiniz.”

Burada âyet ve hadis, Benî İsrail’in mezmum durumunu dile getirirken, mü’minleri de aynı akıbetten sakındırmaktadır. Aslında bu gibi vak’aların rapor edilmesinde her zaman böyle bir hikmet gizlidir.

Bir kötülüğün cemiyet içinde yayılması birden olmaz. Kötülükler yavaş yavaş ortaya çıkar ve ciddî bir reaksiyon görmezse, o, her kesime kendini kabul ettirir; bugün karşısında olanlar dahi ertesi gün ona yumuşak bakmaya başlarlar.
Derken, kötülük büyüyerek gelişir ve o münkeri işleyen, münkeri işlemeye devam ederken, diğer bütün gerilimini yitirmişler de onunla yiyip-içmelerini ve dostluklarını devam ettirirler. Böylece, o kötülük, cemiyet içinde tam yayılma zemini bulur ve herhangi bir tepki almadan her yerde boy atıp gelişir. (Rap: Bu son paragrafın yansımasını arkadaşlarla birlikte son yıllarda ibretle gözlemliyoruz. Misal birisi bir fetva uyduruyor, peşine binlerce kişi katılıyor ve hepsi birbirine benzemeye, yani zalim sistemin birer ferdi haline geliyorlar. Tek bir fark denecek olursa, o da dillerindeki kelime-i şehadet ve namaz. Dünyaya bakan yönü ile ise küfür sisteminin hizmetkar kölelerinden herhangi bir farkları yok.)

İmanın varlığına son işaret ve alâmet olan “kalbiyle buğzetme ”de ortadan kalkınca, Allah (celle celâluhu), onların kalblerini birbirine katıp karıştırır ve onların arasında münaferetler, dahilî tartışmalar, sürtüşmeler meydana getirir. Derken cemiyet, bir sürü fırkalara ayrılır ve şeriat-ı fıtriye ye göre bir helâk süreci ne girmiş olurlar.

Günümüz İslâm âlemi, hemen her yerde, hasta, alîl ve ihtiyaç içinde kıvranmaktadır…Tedavi edilip fertleri münkerata karşı dirençli hâle getirilmelidir ki, yükleneceği misyonu eda edebilsin. Çünkü bütün dünya ve bütün kâinat, hakikî mü’min bir toplumun yeryüzünde arz-ı dîdâr etmesine muhtaçtır. Bugün ruhları zilletten, akılları esaretten ve toplumun bütün uzuvlarını da illetten kurtaracak yegâne sistem o sistemdir. (Rap: Yani zalim sisteme uyumlanarak köle olmak yerine, kendi sistemimizi kurmanın aciliyetini görmemiz gerekiyor.)

Fert ve cemiyet arasında muvazene bozulunca, cemiyetin nasıl altüst olduğunu Benî İsrail ve emsali milletlerin tarihî serencamelerinde müşâhede etmek mümkündür. Bunlar fitne ve fesada davetiye çıkarttıkları için önce kalbleri düşmanlıklarla darmadağınık hâle geldi, sonra da zilletten zillete sürüklenip gittiler. (Rap: Şuan içinde masum müslümanlar arasında da böyle bir durum ortaya çıkmaya doğru ilerliyorlar. Umarım fetva uydurucular ve onlara tabi olanlar biran önce nasıl bir zulme ortak olduklarını fark ederler. Aksi halde baş sorumlu onlar olacaktır. Ve kaos döneminde yaşadıkları ülkeler bile onlar için güvenli olmayabilir.)

İsrailoğulları’nın bir devrede Hıristiyan dünyasından çekmedikleri eza ve maruz kalmadıkları hakaret kalmadı. Başka bir dönemde yıllarca esaret hayatı yaşadılar. Tarih-i kadimde Şabur tarafından işkencelerin en iğrenciyle tecziye edildiler. Onların böyle bir duruma düşmelerinin –zannediyorum– tek sebebi vardı ki, o da, aralarında emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münker yapmamalarıydı. Bu sebeple idi ki, kalblerinde ayrılık tohumları serpilip gelişti, sonra da esaretleri esaretler takip etti. (Rap: Zillete düşülmemesi, daha büyük felaketler olmaması için, aklı başındaki ilim insanları delikanlı gibi çıkıp, cesaretli olup ve insanları uyarması gerekiyor. Bulundukları heryerde uydurulan bazı fetvaların küfre ve zulme destek olduğunu, insanların cehenneme sürüklendiklerini ve zalimlikte paylarının olduklarını, hırsızlığa hizmet eden aşamalardaki son köle olduklarını aktarmaları gerekiyor. Yoksa olacak felakette onlarında bundan payları olacaktır. Korkaklığa gerek yok.)

Biz dahil, yıkılan bütün toplumlar, hep aynı kaderin kurbanlarıydı. Bu kadarlıkla da kalmamıştı; bu kader, onlarda korkunç bir kompleks ve insanlıktan intikam alma hissini geliştirmişti. Bugünkü durumları da bu ruh zilleti ve alçaklık psikolojisi nden kaynaklanmaktadır. Böyle bir kompleks taşıyan toplumlar, kendilerini yok etme pahasına bütün bir insanlığı ve insanî değerleri tahrip bile edebilirler.

İşte Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Benî İsrail vak’asını rapor ederken, böyle bir akıbete düşmemeleri için yapılması gereken her şeyi baştan yapmaları gerektiği hususunu ümmetine ihtar ediyor ve onlara çözülüp dağılmamanın yollarını gösteriyordu.

Fertle cemiyet arasında ciddî bir alâka mevcuttur. Cemiyet, fertlerden meydana gelir. Faziletle donatılmış fertlerden meydana gelen bir toplum da faziletlidir. Bu itibarla, fertlerin faziletli olmaları ne kadar derin ve ciddî ise toplum o ölçüde faziletli sayılır.

İnsanın kazandığı faziletler ezelî olmadığı gibi ebedî de değildir. Ortada bir keynûnet (sonradan olma) söz konusudur. Dolayısıyla, elde edilen fazilet ve hayırlı oluşumlar, o fazileti kazandıran şartların devamını iktiza ederler. Şartlarının gerçekleşmediği yerde faziletten de söz edilemez.

Bu konuda fert ve cemiyet için eğer bir şey söz konusu ise, o da fazilet şartlarını hazırlayıp devam ettirmeleridir. Böyle bir gayretin kısa veya uzunluğuna göre, cemiyetlerin ömürleri de kısa veya uzun olur. Bu itibarla, her zaman fert ve cemiyet elde ettikleri değerleri kemal-i hassasiyetle koruma mecburiyetindedirler. Aksi hâlde, sukut sukut üstüne yıkılır giderler de bir daha da bellerini doğrultamazlar.’’

Evet, Hazretin bu uyarısının üzerine fazla bir ekleme yapmaya lüzum görmüyorum. Herşey açık ve net. Nitekim daha şimdiden bu uyarının bazı işaretleri fiiliyatta ortaya çıkmaya başladı. Umarım masum müslümanlar arasında bir derlenme ve toparlanma olur. Üç - beş bina, araba, şirket vs. için masumların sistemi yıkılmaz ve ahiretimiz berbat olmaz.

Rabbim şerri terk etmek isteyen masum kardeşlere ihlas ve cesaret nasip etsin. Ve korktuğu ve kaybedeceğini düşündüğün rızkın Allahtan olduğuna gerçekten iman etmeyi ihsan etsin. Ve kardeşliğimizle birlikte hepimizi istikamet üzere, küfür ile mücadele eden, hakikatten taviz vermeden daim olan ve birlik içerisindeki müminlerden eylesin…. Amin.

Unsplash

Beyin Çürümesi

Oxford'da yılın kelimesi "beyin çürümesi” seçilmiş. Aşırı dijital cihaz kullanımından kaynaklanan bilişsel sis ve azalmış odaklanmayı tanımlıyor. Bu makale, bültende sık sık yer verdiğimiz dijital dikkat dağıtıcıların üretkenlik ve zihinsel netlik üzerindeki etkilerini inceliyor ve bu durumla mücadele etmek için stratejiler öneriyor.

Kısa bir özet:

  • "Beyin çürümesi", aşırı dijital cihaz kullanımından kaynaklanan bilişsel sis ve azalmış odaklanmayı tanımlayan Oxford'un Yılın Kelimesi'dir.

  • Derinlemesine düşünme, yaratıcı problem çözme ve anda kalma yeteneğinin zayıflamasıyla karakterize edilir.

  • Sosyal medya, streaming servisleri ve sürekli bildirimler gibi dijital dikkat dağıtıcılar beyin çürümesine katkıda bulunur.

  • Belirtiler arasında duygusal (huzursuzluk, kompulsif kaydırma), fiziksel (göz yorgunluğu, uyku düzensizliği) ve bilişsel (kısalmış dikkat süresi, derin çalışma zorluğu) göstergeler bulunur.

  • Azalmış üretkenlik, zihinsel karmaşa ve tatminsizlik hissine yol açar.

  • Beyin çürümesi, odaklanma, yaratıcı problem çözme ve anda kalma yeteneğini etkiler.

Beyin Çürümesiyle Mücadele Stratejileri

  • Dijital alışkanlıkları değerlendirerek ve sadeleştirerek dijital minimalizm uygulayın.

  • Günlük tutma, okuma, egzersiz ve mindfulness uygulamaları gibi çevrimdışı aktiviteler planlayın.

  • Odaklanma süresini kademeli olarak artırmak için 15 dakikalık derin çalışma tekniğini uygulayın.

  • Yaratıcılığı ekranlardan uzakta uyarmak için fiziksel fikir panoları oluşturun.



MIT mezunu bir beyin cerrahı tıp kariyerini bitirdi: ‘‘Amaç hastanelerin para kazanması…’’

Sağlıkçı E. Kaya paylaşınca gördüm. Dünyanın en iyi üniversiteleren biri olan MIT’den mezun bir beyin cerrahı, 9 yıllık tıp kariyerini bıraktığını ve nedenlerini anlatan bir video çekti. Video kısa zamanda trend oldu.

Dr. Goobie takma isimli doktor, 10 yıl beyin cerrahı olarak çalıştıktan sonra, ameliyatlarının etkinliğine dair duyduğu memnuniyetsizlik nedeniyle kariyerini bıraktı. Sırt ağrısı çekenlere ameliyatlar yapıyordu. Şöyle anlatıyor:

"Sanki bir eviniz var ve çatınızda bir yerden sızıntı var ve yağmur suyu evin içine geliyor, alçıpanı mahvediyor. Ameliyatlar alçıpanı yıkıp yeniden yapmak gibi ancak sızıntıyı tam tamir etmiyor.” Birçok hasta deneyiminden sonra ameliyattan daha iyi işe yarayan bir şey olduğunu farketti:

Hastalarının iyileşmesi için ameliyatlardan daha önemli olan şey, diyet, doğru beslenme, uyku, egzersiz ve stres yönetimi gibi yaşam tarzı faktörleriydi. O zaman hastanelerin teşviklerinin şifa ile örtüşmediğini fark etti:

"İşler hastanenin para kazanması gerektiği şeklinde kuruluyor; para kazanmaları gerekiyor. Ekonomik olarak büyümeleri gerekiyor.

Buradaki sorun, eğer hastaların iyileşmesine yardımcı olacak bir yol bulursanız ve bu yol bir hap veya ameliyatı içermiyorsa, o zaman hastane ve doktor büyük bir sorunla karşı karşıya kalır. Eğer insanların iyileşmesine yardımcı olacak bir yol bulursanız ve bunun için onlardan iyi bir ücret talep edemezseniz, o zaman kendinizi işsiz bırakmış olursunuz.

Ameliyatlara devam ettim ama tıbbın odak noktasının doğru yerde olmadığını hissettim. Bu iyileştirmede değildi, ameliyatlardan ve haplardan para kazanmadaydı. Çalıştığım herhangi bir yeri eleştirmiyorum. Çok iyi hastanelerde çalışıyorum ve iyi niyetli insanlar var, ancak sistem ve teşvikler doğru değil."

Dr. Gooby, tıbbi sistemin gerçek şifayı teşvik edecek şekilde kurulmadığını düşününce, inanmadığı bir işte çalışmaya devam edemedi. Eşinin desteğiyle işinden ayrıldı.


Unsplash

Değiş ya da Acımasızca Değişime Sürüklen

Makale teknolojik gelişmelerin, özellikle yapay zekâ ve analitik uygulamalarının getirdiği değişime karşı oluşan direnci ve bu direncin nasıl aşılabileceğini ele alıyor. Değişime direncin doğasını, nedenlerini ve etkilerini inceleyerek, bu direnci aşmak için etkili stratejiler sunuyor. Yeni roller ve işbirliği modelleri geliştirme, eğitim ve farkındalık programları, liderlik ve üst yönetim desteği ile süreçlerin gözden geçirilmesi ve netleştirilmesi gibi yaklaşımların önemini vurguluyor.

Kısa bir özet:

  • Değişime direnç bireysel, grupsal veya organizasyonel seviyelerde ortaya çıkabilir.

  • İnsanlar konfor alanlarının tehdit edilmesinden endişe duyarlar.

  • Grup dinamikleri ve lider tutumları direnç oluşumunda etkilidir.

  • İşbirliği ve iletişim kopukluğunu gidermek için aracı roller kritiktir.

  • Kapsamlı eğitim programları, çalışanların yetkinliklerini artırır ve değişimin faydalarını anlamalarını sağlar.

  • Görev tanımlarının netleştirilmesi, belirsizliği azaltır ve değişime uyumu kolaylaştırır.

  • Üst yönetim, teknolojik projelerin başarılarını somut örneklerle görünür kılmalıdır.

  • İş süreçleri ve sorumluluklar teknolojik gelişmelere uygun olarak güncellenmelidir.

  • Görevlerin takibi ve zamanında sonuç alınmasını sağlayacak mekanizmalar oluşturulmalıdır.

‘Babam geldi ve ben gidiyorum’ dedi ve Japonya…

Günümüzde annesi ile sahipsiz kalan birçok çocuğun yaşadığı örneklerden biri. Ama Didem Ay sistemin köleleştirme sürecine karşı direnmeyi başarmış. Aynı durumda olan birçok kişinin ibret alacağı örnekler var. Didem 19 yaşındayken Babasının evi terk etmesiyle tüm hayatları değişiyor. Okulu bırakıp o yaşta çalışmaya başlıyor.

Video’dan kısa bir özet;

  • Didem, moda tasarımı eğitimi aldı ve bu eğitim onun kariyerinde dönüm noktası oldu.

  • Eğitim sonrası tekstil sektöründe iş buldu ve çalışmaya başladı; çalışkanlığı sayesinde hızla terfi etti.

  • İş hayatındaki deneyimleri, Didem’in kendine güvenini artırarak daha fazla sorumluluk almasına yol açtı.

  • Didem, kariyerinde yeni bir sayfa açmak için üniversiteye geri dönme kararı aldı ve 29 yaşında sanat eğitimi almaya başladı.

  • Türkiye’deki çalışmaları sonrasında Japonya’ya taşınarak yeni bir kariyer hedefi belirledi: Japonya’da tasarımcı olarak çalışmak.

  • Japonya’ya geçtikten sonra dil öğrenmek ve iş bulmak için büyük çaba gösterdi, birçok insanla iletişim kurarak kendini tanıttı.

  • Her gün trafikte 3 saat geçirmesine rağmen işine olan tutkusuyla motivasyonunu korudu.

  • Zamanla, çalıştığı şirketteki performansı ile dikkat çekti ve kariyerinde ilerlemeye devam etti.

  • Şuan geldiği noktada ise birçok insana yardımcı olarak örnek olma gayretinde.


Unsplash

Çalışmanın Geleceği 2025 Trendleri

Gartner raporunun 2025'e yönelik işin ve çalışmanın geleceği trendleri S. Turan özetlemiş:

’’1. Teknolojik gelişmeler ve emeklilikler nedeniyle uzmanlık açığı büyümeye devam edecek.

2. Organizasyonlar teknolojik inovasyona hazırlanmak için yapılarını değiştirmek durumunda kalacaklar. Daha çevik ve hızlı yanıt verir hale gelmek elzem olacak.

3. Karmaşık çalışma ortamlarında iletişimi ve işbirliğini artıracak araçlar ve teknolojiler öne çıkacak.

4. Çalışanlar, konu adalet olduğunda algoritmalara yöneticilerden daha fazla güvenecek. Yapay zekâ performans yönetimine girdikçe yanlılıksız yaklaşım önem kazanacak.

5. Kurumlar yapay zekâ konusunda adil uygulama tanımlarını gözden geçirecekler. Sonuçların insan mı YZ kaynaklı mı olduğu tartışmaları alevlenecek.

6. Kapsayıcılık ve çeşitlilik odağı güçlenecek. Özellikle yenilikçilik ve karar verme süreçleri için kapsayıcılığın önemi daha net anlaşılacak.

7. Yapay zekâyı önceleyen kurumlar verimliliği ararken eldeki verimliliği kaybedebilecekler. Süreç doğru yönetilmeze sürtünme noktaları artabilir.

8. Yalnızlık önemli bir risk olarak kabul edilecek.

9. Sorumlu yapay zekâ konusunda çalışan aktivizmi önemli bir itici güç oluşturacak.’’


Kavvam Erkek Nedir? Nasıl Olunur? Erkek Kadından Üstün Mü?

Kavvam kavramı, Kur'an'da sorumluluk ve rehberliği vurgular.

Kavvam, bir koruyucu veya gözetmen olarak çevrilir ve gözetim ve bakım rolünü ifade eder. Bu terim, bir liderin zorlukları etkili bir şekilde aşma yeteneğini, usta bir kaptanın bir gemiyi yönlendirmesine benzer şekilde, göstermektedir.

Video’dan kısa bir özet:

  • Kavvam olabilmek için, bireyin Kur'an ve Sünnet bilgisine sahip olması ve bu bilgiyi adaletle uygulaması gerekmektedir.

  • Evlenecek erkek, evlilikle ilgili sorunları çözebilecek donanımda olmalıdır; bu, önceden eğitilmesi ve kendini geliştirmesi anlamına gelir.

  • Kavvam sıfatı, sadece cinsiyetle değil, bilgi ve adaletle kazanılır; bu nedenle erkek olmak, otomatik olarak kavvam olmayı sağlamaz.

  • Günümüzde feminizm hareketinin etkisiyle, bazı kadınlar evin yönetiminde eşit haklar talep etmektedir.

  • Ancak, bir toplumda tek yöneticinin olması gerektiği gerçeği, evlilikte de geçerlidir; bu nedenle erkeğin yönetici rolü, adalet ve sorumluluk çerçevesinde değerlendirilmelidir.

  • Kadınların yaratılış özellikleri, duygusal bir yaklaşım sergilemelerine neden olurken, erkeklerin akıl ve vicdan ile hareket etmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

  • Evlilikte erkek, evin yönetimini ve sorunların çözümünü üstlenirken, kadın psikolojisini anlamalı ve ona göre hareket etmelidir.

  • Kavvam olan erkek, annesi ve eşi arasında denge kurarak, sorunları Kur'an ve Sünnet çerçevesinde çözmelidir.

  • Evlilikteki sorunları çözmek için empati yapmak ve her iki tarafın haklarını gözetmek, kavvamlık rolünün önemli bir parçasıdır.

Unsplash

Geleceğin Meslekleri Raporu 2025

Dünya Ekonomi Formu’nun 290 sayfadan oluşan raporuna göre;

1) 2030 yılına kadar 170 milyon yeni iş yaratılacak ve 92 milyon iş ortadan kalkacak; bu da net 78 milyon yeni iş anlamına geliyor. 

2) Teknolojik ilerlemeler, demografik değişimler, jeoekonomik gerilimler ve ekonomik baskılar, küresel iş gücünü yeniden şekillendiren başlıca etkenler arasında yer alıyor. 

3) İşverenlerin %63’ü, yetenek açığını iş dönüşümünün önündeki en büyük engel olarak görüyor; işlerde gereken becerilerin %40’ının değişmesi bekleniyor. 

4) Yapay zeka, büyük veri ve siber güvenlik gibi teknoloji becerilerine olan talep hızla artarken, analitik düşünme, esneklik ve iş birliği gibi insani beceriler de kritik önemini koruyor. 

5) Tarım işçileri, teslimat sürücüleri ve inşaat işçileri gibi ön saflardaki roller, 2030’a kadar en büyük iş artışını yaşayacak. 

6) Nüfusun yaşlanması, sağlık ve eğitim sektörlerinde hemşireler ve öğretmenler gibi rollere olan talebi artırıyor. 

7) Yapay zeka ve yenilenebilir enerji alanlarındaki ilerlemeler, bu sektörlerdeki uzman rollere olan talebi artırırken, grafik tasarımcılar gibi bazı rollerin azalmasına neden oluyor. 

8) İşverenlerin %77’si, yapay zekanın getirdiği değişimlere yanıt olarak çalışanlarını yeniden eğitmeyi planlıyor; %41’i ise iş gücünü azaltmayı düşünüyor. 

9) Küresel iş gücünün %59’unun 2030’a kadar yeniden beceri kazanması veya becerilerini geliştirmesi gerekecek; bunların 11’i ise muhtemelen bu eğitimi alamayacak. 

10) Hükümetler, işletmeler ve eğitim sektörü arasında acil ve kolektif eylem, iş gücünün geleceğe hazırlanması için kritik önem taşıyor. 


Hakkâ Sûresi Analizi ve Mustafa Öztürk'e Yanıtlar

Dr. Ömer Atilla Ergi, Hakka Suresi'ni analiz ediyor ve Mustafa Öztürk'ün Kuran'daki Allah’ın Varlığı ile ilgili eleştirisine yanıt veriyor.

Kısa bir özet:

  • Hakka Suresi, Kıyamet'in gerçekleşeceğini ve önceki kavimlerin helak hikayelerini anlatır.

  • Sure, Kur'an'ın Allah'tan gelen bir vahiy olduğunu vurgular; bu inanca karşı çıkanlara tarihsel örnekler sunar.

  • Mustafa Öztürk, Hakka Suresi'ndeki bir ayeti eleştirerek, Allah'ın gökte olduğu inancını sorgulamıştır.

  • Öztürk’ün eleştirileri, Kur'an'ın insan sözü olduğu iddialarını pekiştiren yorumlar olarak değerlendirilmiştir.

  • Kur'an'da bazı ifadeler antropomorfik anlamlar taşıyabilir, ancak genel olarak bu ifadeler müteşabihat (benzer anlam taşıyan) olarak kabul edilir.

  • Eleştirilerin çoğu, tek bir ayetin bağlamından koparılmasıyla ortaya çıkmaktadır.

  • İslam inancında, Allah’ın zaman ve mekandan münezzeh olduğu, insan biçiminde düşünülemeyeceği vurgulanır.

  • Hakka Suresi'nde geçen "meleklerin Arş'ı taşıması" ifadesi, fiziksel bir taşıma anlamında değil, bir görev ve yükümlülük olarak ele alınmalıdır.

  • Arş, Allah'ın egemenliğini simgeler ve meleklerin bu egemenliği temsil etme görevini üstlendiği düşünülür.

  • Teolojik olarak, Allah'ın hiçbir şeye ihtiyaç duymadığı ve her şeyin O'ndan geldiği inancı, bu tartışmalarda temel bir unsurdur.

  • Hakka Suresi, Kur'an'ın peygamber tarafından yazılmadığını ve Allah'tan gelen bir vahiy olduğunu tekrar tekrar belirtir.

Unsplash

Unsplash

Unsplash

Haftanın Teknoloji ve Yapay Zeka Manşetleri

  • Yapay zeka sektörünün hızı araştırmacıların dikkatini çekti

  • Stargate, 100 milyar dolarlık yapay zeka girişimine güç sağlamak için güneş enerjisi ve piller kullanacak

  • ElevenLabs , ICONIQ Growth liderliğinde 3 milyar doların üzerinde değerlemeyle yeni bir tur başlattı , kaynaklar böyle söylüyor

  • Yapay zeka şirketleri, düzenleyici belirsizlik nedeniyle 2024'te federal lobi harcamalarını artırdı

  • Microsoft, Gazze savaşı sırasında teknik destek sağlamak için İsrail ordusuyla bağlarını derinleştirdi

  • Microsoft'un OpenAI ile ilişkisinin, rakibi Marc Benioff'un Mustafa Süleyman'ı işe almasıyla çatırdadığını söylüyor.

  • Birisi OGOpenAI alan adını satın alıp Çin'deki bir yapay zeka laboratuvarına yönlendirdi.

  • Spotify'ın kurucusu Daniel Ek'in kurucu ortağı olduğu vücut tarama girişimi Neko , 1,8 milyar dolar değerlemeyle 260 milyon dolar yatırım aldı.

  • OpenAI, aylık 200 dolarlık Pro planındaki kullanıcılar için ajan aracının önizlemesini sunabilir .

  • Fundraise Up, yapay zekasının kâr amacı gütmeyen kuruluşlara yapılan bağışları artırabileceğini iddia ediyor.

  • Hugging Face, yeni yapay zeka modellerinin kendi türünde en küçükler olduğunu iddia ediyor.


Hayatınızı Daha Uzun, Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Yaşamak İçin Nasıl Tasarlarsınız?

Bu podcast bölümünde, insanların daha uzun, daha sağlıklı bir yaşam sürmelerine nasıl yardımcı olabileceklerini tartışmak için Blue Zones'un kurucu ortakları Dan Buettner ve Ben Lidl ile bir araya geliyor. Netflix’de de yayınlanan Mavi Bölgeler, dünyanın dört bir yanındaki insanların istatistiksel olarak en uzun yaşadığı popülasyonlardır.

Buettner ve Lidl, araştırmaları sayesinde egzersiz, bitki bazlı beslenme, amaç ve sosyal bağlantılar dahil olmak üzere uzun ömürlülüğe katkıda bulunan dokuz temel faktör buldular.

Kısa bir özet:

Buettner ve Lidl, Japonya'nın Okinawa kentinde en uzun ömürlü kadınları,

İtalya'nın Sardunya kentinde en uzun ömürlü erkekleri,

Yunanistan'ın Ikaria kentinde demanstan kurtulan bir nüfusu,

Kosta Rika'nın Nicoya Yarımadası'nda orta yaş ölüm oranının en düşük olduğu bir nüfusu ve Loma Linda, Kaliforniya'da yaşam tarzları nedeniyle daha uzun yaşayan Yedinci Gün Adventistlerinin bir nüfusunu buldu.

Mavi Bölgeler bir National Geographic projesi olarak başladı ve burada bu uzun ömürlü sıcak noktaları araştırmak ve belirlemek için üç yıl harcadılar. Buettner, Blue Zones ile ilk kez bu proje aracılığıyla tanıştı ve içgörülerini incelemek ve paylaşmak için ilham aldı.

Buettner ve Lidl, geleneksel egzersiz programlarının tam bir halk sağlığı başarısızlığı olduğuna inanıyor. Gelişmiş ülkelerdeki insanların %18'inden azı yeterince egzersiz yapıyor. Bununla birlikte, Mavi Bölgelerde, insanlar çevreleri nedeniyle sürekli olarak fiziksel aktivite ile meşgul olurlar ve bu da onları her 20 dakikada bir akılsız hareketlere iter. Bizim düşündüğümüz şekilde egzersiz yapmıyorlar, ancak fiziksel aktiviteyi günlük yaşamlarına dahil ediyorlar. Yürüme, güçlü bir fiziksel aktivite şeklidir ve 80 yaşında 17 dakikadan kısa sürede bir mil yürüyebilen insanlar, yaşam beklentilerine yaklaşık altı yıl ekleyebilirler. Amaç, insanların hareket etmesini ve fiziksel olarak aktif olmasını kolaylaştıran ortamlar yaratmaktır.

Mavi Bölgeler'de insanlar çoğunlukla bitki bazlı bir diyet uygularlar. Yediklerinin yaklaşık %90-98'i düşük işlenmiş bitki bazlı gıdalardır. Her uzun ömürlü diyetin dört sütunu kepekli tahıllar, yeşillikler, fındık ve fasulyedir. Günde bir avuç fındık tüketmek yaşam beklentisine iki yıl ekleyebilirken, günde bir fincan pişmiş fasulye yemek yaklaşık dört yıl ekleyebilir. Mavi Bölge popülasyonları günde yaklaşık altı bardak su, bitki çayları, kahve (zengin bir antioksidan kaynağı) ve bazen de şarap içiyor. Odak noktası, bütün, işlenmemiş gıdaları tüketmek ve sağlıksız seçenekleri sınırlamaktır.


Bu haftalıkta bültenimizin sonuna geldik.

👉 Bültenimize sponsor olabilir, reklam verebilir, yıllık abone olarak maddi destek verebilir veya devam edebilmemiz için bağış yapabilirsiniz. Üç arkadaşınıza tavsiye vererekte bu bilgilerin onlara ulaşmasına vesile olabilirsiniz.

Bültene sponsor olabilir veya abone olarak destek verebilirsiniz

TÜM BÜLTENLER İÇİN TIKLAYIN

Önceki
Önceki

Kaosun Sessiz Ortakları: İbretlik Bir Hikaye

Sonraki
Sonraki

Zikrin Metafiziği: Beynin ve Psikolojinin Şifası