Kaosun Sessiz Ortakları: İbretlik Bir Hikaye
Bu Hafta Bültende Neler Var?
Kaosun Sessiz Ortakları: İbretlik Bir Hikaye
"Okuduğunuzu Unutmayın: Vurgu Demansına Karşı Stratejiler"
DAVOS 2025: İki sektör (2030) ve 10 kişisel nokta
Kadın, Aile ve Evlilik: Evler Sadece Dinlenme Yeri Değil
Daha Azıyla Yaşamak
Hayat Kalitesini Kökten Değiştirecek 8 Formül
Kitap Okumayan Elit Öğrenciler
Susmayanlara Susamak
Geç Kalmak Diye Bir Şey Yok: Üretmeye Devam Et
Üç Tavsiye Kitap
Haftanın Videoları (13 Video)
Haftanın Makaleleri (13 Makale)
Haftanın Teknoloji ve Yapay Zeka Manşetleri
Film: Runaway Jury - Adaletin Kırılgan Sınırları
Sessizliğin gücünü anlatan pek çok hikâye duyarız.
Kimi zaman bilgelik, kimi zaman da erdem olarak görülür sessizlik.
Ancak her sessizliğin ardında erdem değil, bazen korku, kaygı ve belki de yanlış anlaşılan bir iyilik anlayışı yatar.
Sessizlik, görünüşte zararsızdır; hatta bazen huzurludur. Fakat derinlerde psikolojik açıdan çok farklı birçok gerçek barındırır: Sessizlik bazen sorumluluklarımızdan kaçmanın, içimizdeki çatışmaları bastırmanın bir yoludur.
Peki ya susmanın bedeli dünya ve ahiretimiz için konuşmanınkinden daha ağır ise… Ve eylemsizlik, tepkisizlik ve sessiz kalmak, zorlukları uzak tutmak yerine onları dahada çoğaltıyor ise..
Şu bir gerçek ki, çoğu zaman sessiz kalmak zulme ortak olmanın farklı bir biçimi haline gelebiliyor.
Misal, şu an Çin’e karşı susmak bir strateji midir? Çıkar mıdır? Ya da her ikisi midir?
Veya son bir yılda 100 bin müslümanı katleden İsrail’e ve siyonistlere karşı bir kelam etmemek hangi gerçekçelerle açıklanabilir?
Bu bir korkaklık mıdır?… Yoksa, ‘‘Yazsam ve tepki göstersem ne olacak ki… Bende zarar görebilirim acziyetine mi sığınmaktır?
Ya da sessiz kalmamak için yaptığımız bazı rutinler birer vicdan rahatlatması mıdır?
Ve tüm bu sessiz kalmanın karşısında kazanacağımız dünyevi ve uhrevi karşılık ne olacaktır? Ve bu sessizlik neyi çözmektedir, neyi çözecektir ve hangi katliamların önüne geçecektir? Bizler bireşy yapmayacaksak ve şuanda da kimse birşey yapmıyor ise bu katliamları kim veya kimler durduracaktır?
Farklı alemlerden birileri mi gelip kurtaracaktır? Ve o güne kadar bizdeki zillet evlatlarımıza miras olarak mı kalacaktır?
Ve gelecek olan daha büyük bela, savaş ve kaosta sessiz kalanların bir payı da var mıdır?
Soruları çoğaltmak mümkün.
Ancak sözü uzatmadan mevzuyu Hz. Eyüp’e atfedilen bilindik bir hikayeye getirmek istiyorum. Zira hikaye çok şey anlatıyor ve zannediyorum benzerini farklı şekillerde bu dönemin hak üzere olduğunu söyleyen kavimleri, toplulukları vs.’de yaşayabilir. Allah muhafaza etsin.
İbn-i Asakir’in yazdığı rivayete göre;
‘‘Hz. Eyyub'un çetin imtihanın sebeplerinden biri de zalim Firavun'a karşı gerekli îkazı yapmayıp susmasıydı. Oysa Beseniye halkı ona karşı haklarını savunmuş, ağır ifadeler kullanmaktan dahi çekinmemişlerdi.
Hz. Eyyub ekinlerini koruma maksadıyla sessiz kalmayı, yumuşak davranmayı tercih etmişti. Oysa zulmüne karşı îkazla, marûfu emretmekle görevliydi.
Firavun önce onu, Şam'daki kıtlık günlerinde, "Bize gel! Bizim yanımızda, senin için bolluk, genişlik vardır" diye davetiyeyle Mısır'a çağırmış, o da bütün malını, mülkünü, çoluğunu çocuğunu alıp Mısır'a gitmişti. Firavun da birkısım imkânlar sağlamıştı.
Birgün onun makamında bulunuyordu. Şuayb Aleyhisselâm içeri girmiş, Firavun'un zulmünü yüzüne haykırarak, "Ey Firavun! Gök halkı, yer halkı, denizler ve dağlar halkı kızınca, Allah'ın da, gazaba geleceğinden korkmaz mısın?" demişti.
Buna karşı Eyyüb Aleyhisselâmın tavrı sadece susmak, sessiz kalmak oldu.
Cenab-ı Hak da bunun üzerine, "Ey Eyyub! Sen, Firavun'un ülkesine gittiğin için sustun! İbtilâya hazırlan!" buyurdu.
O ise;
"Ben yetimin geçimini üzerime almadım mı?
Garibi barındırmadım mı?
Açı doyurmadım mı?
Dula yardımcı olmağa çalışmadım mı?" dedi.
Ama tüm bu hayrlarına rağmen imtihana tâbî tutulmaktan kurtulamadı.’’
Evet, hikayenin aslına değil faslına bakarak ya da tarihte yaşanan ibretlik vakaları okuyarak gelecek olan şeyleri az çok tahmin etmek zor olmasa gerek. (Duygusal yaklaşımlara gerek yok. Gerçekçi olmakta fayda var.)
Nasıl ki, ülkedeki zulümlere sessiz kalanlar zaman geçtikçe açlıktan münafıklığa, dinsizlikten ahlaki çöküşe vs.’e kadar sürüklenen ibretlik bir duruma sebep oldular, oluyorlar… Aynı durumun küresel dünya için olmamasına da bir engel yok. Kadersel bir döngü…
Nebi sav:
‘‘…Allâh-u Te’âlâ isterse küçüğü büyük yapar, büyüğü de küçük yapar…”
Evet, dünyanın dört bir tarafındaki yakın-uzak zulümlere (misal, zalim finansal sisteme destek verenlere ses çıkarmamak yakın bir zulümdür, arkadaşın başka bir arkadaşına zalimlik yaptığında ses çıkarmamanda bir zulümdür, ortağına, dinine, değerlerine vs. yapılan haksızlığa ses çıkarmamakta bir zulümdür ve şeriatsizliktir vs.).. ses çıkarmamanın bazı sonuçları olacaktır ve bu durum, küçük dairede olursa küçük sonuçlar meydana getirecektir, büyük dairede olur ise büyük savaşlar meydana getirecektir.
Hazırlıklı olmakta fayda var. Ve imkanı olanların hiç değil yakın daireden uzak daireye kadar şeriat dışına çıkan eş, dost, arkadaş vs. kim var ise onlara tebliğ yaparak bir kapı aralanmasına vesile olunabilir. İhtimal, gelecek o zor günlerde ve ahiretimizde bize bir sığınacak dal, belki ahiretimizi kurtarmaya aracılık edebilir. Zira umuma irşad-tebliğ ameli dışında yapacağımız şu aşamada çok fazla bir şey yok gibi gözüküyor.
Rahman bizleri, masumları ve dünyanın dört bir tarafında maddi manevi zulme uğrayan mağdurları tez vakit feraha çıkarsın. Bizlere önce ahirete iman ve ahiret korkusu, sonrasında da cesaret ve mücadele gücü ve kuvveti ihsan etsin.
Amin.
"Okuduğunuzu Unutmayın: Vurgu Demansına Karşı Stratejiler"
Günümüzde çoğumuz 3-4 ay önce okuduğumuz makale veya kitapların isimlerini dahi unutabiliyoruz. Çok az insan vardır ki, geçen ay okuduğu kitaptan 1 sayfa bir değerlendirme yapabilsin. Nihayetinde sistemsiz okumanın getirdiği bir sorunsal.. Uzun ve detaylı bir konu. Şimdilik bu kısmı geçiyorum.
Bu makale düzenli kitap okuyanlar için belki faydalı olabilir.
Yazar, insanların kitaplarda veya makalelerde belirli pasajları neden vurguladıklarını hatırlamakta zorlandıkları "Vurgu Demansı" kavramını ele alıyor.
Yazar, bu sorunu önlemek için stratejiler sunuyor ve vurguların etrafında bağlam oluşturmanın önemini vurguluyor.
Ayrıca, eşzamanlı ve eşzamansız aktif okuma arasındaki farkı açıklıyor. Ana hedef, okuyucuların okuma sürecinde önemli gördükleri bilgileri etkili bir şekilde koruyabilmelerini ve kullanabilmelerini sağlamaktır.
Kısa bir özet:
Vurgu Demansı, daha sonra tekrar bakıldığında belirli pasajların neden vurgulandığını hatırlayamama durumunu ifade eder.
Bu sorun, öğrenciler ve tutkulu okuyucular arasında yaygındır.
Birçok kişi yanlışlıkla bu problemi kitabın veya makalenin kendisine atfeder.
Sadece "şimdi okuyorum" demekten öte doğru bir okuma stratejisinin olmaması asıl problemdir.
Vurgulanan pasajların etrafında bağlam oluşturulmaması bir sorundur.
Eşzamanlı ve eşzamansız okuma arasındaki farkın gözetilmemesi sıkıntılı olarak görülebilir.
Vurgu Demansını Önleme
Vurguların etrafına notlar veya yorumlar ekleyerek bağlam oluşturmak.
Pasajın size ne düşündürdüğü, neyin kafanızı karıştırdığı veya bu bilgiyle kimin ilgilenebileceği gibi sorular üzerine düşünmek.
Roam Research gibi araçları kullanarak vurgulara bağlantılar ve bağlam eklemek.
Bu stratejiyi okuma ortamından bağımsız olarak uygulamak (fiziksel kitaplar, Kindle vb.).
Aktif Okuma Türleri
Eşzamanlı Aktif Okuma: Okurken eş zamanlı olarak not almak ve bağlam oluşturmak.
Eşzamansız Aktif Okuma: Önce vurgulamak, daha sonra bağlam eklemek.
Eşzamansız okuma, potansiyel bağlam kaybı nedeniyle Vurgu Demansına daha açıktır.
Etkili Okuma İçin En İyi Uygulamalar
Eşzamanlı mı yoksa eşzamansız mı okuduğunuzu belirlemek.
Eşzamansız okuyorsanız, vurguları gözden geçirmek ve aktarmak için hatırlatıcılar ayarlamak.
Notları ve vurguları kalıcı bir depolama sistemine aktarmak.
Aktif bir şekilde okumak ve vurguların etrafında bağlam oluşturmak.
Notların zamanında aktarılmasını sağlamak (eşzamanlı ise hemen, eşzamansız ise belirlenen bir hatırlatıcıyla).
Kişisel Bağlamın Önemi
Vurgular, orijinal yerlerinden kurtarılıp kişisel bağlamla zenginleştirilmezse etkisiz kalır.
Depolama ortamı, notları aktarma ve bağlamsallaştırma eyleminden daha az önemlidir.
DAVOS 2025: İki sektör (2030) ve 10 kişisel nokta
Davos’da düzenlenen 2025 toplantısında Gazze'deki yıkım, Ortadoğu'daki insani krizler ve geleceğin teknolojik yetkinlikleri tartışılırken, İsrail-Filistin gerilimi ve uluslararası müdahaleler ele alındı.
Toplantıdaki siyasi meselelerden ziyade öne çıkan iki konu önem arz ediyor. İlki 2030’a kadar insan ihtiyacı olan iki sektör ile önümüzdeki yıllarda kişisel gelişim için konuşulan 10 önemli nokta.
Toplantıda konuşulan bu iki sektör üzerine bültende de birçok defa bahsetmiştik. Umarım imkanı olanlar bu konuda daha fazla geç kalmaz. Toplantıdaki uzmanlar çiftlik ve tarım işlerine olan ihtiyacın önem arz ettiğini ve bir ayağımızın bu alanlarda olması gerektiğini özellikle vurguluyor.
Diğer yandan önümüzdeki yıllarda kişisel gelişim için konuşulan 10 önemli nokta:
1- Big data okuyabilmek.
2- Siber emniyet
3- Teknik okuma ve yazma
4- Kreatif düşünce
5- Zihinsel dayanıklılık
6- Pratiklik ve kıvraklık
7- Hayat boyu merak
8- Liderlik ve sosyalleşme
9- Yetenek avcılığı
10- Analitik düşünme becerisi
Kadın, Aile ve Evlilik: Evler Sadece Dinlenme Yeri Değil
Rahmetli İbrahim Canan 2007 yılında yaptığı röportajdaki anlatı günümüzde hale tazeliğini korumaya devam ediyor. Aile içi çatışmalara yönelik önemli uyarılar yaptığı için tekrardan paylaşmak istedim. Konuşmaya dair kısa özet ise şöyle;
Aile konusu sadece bizim değil, tüm dünyanın en önemli meselelerinden biri. Ailenin sağlıklı olması toplumun huzuru için şart.
Feminizmin aşırıya kaçıp kadın ve erkek arasındaki yaratılış farklarını yok sayması yanlış.
İslam'a göre kadın ve erkek temel haklarda eşit olsa da, yaratılışları gereği farklı misyonlara sahipler. Kadın öncelikle annelik misyonu ile donatılmıştır.
Çocuğun ruhsal gelişimi için sevgi ve şefkat ihtiyacı ekmek ve sudan daha önemlidir. Bu nedenle annenin çocuğa yakınlığı çok kıymetlidir.
Kadının annelik görevini ihmal etmesi, çocukların bakıcılar veya kurumlarda istismara uğraması gibi olumsuz sonuçlar doğuruyor.
Peygamberimiz "Sizlere evlerinizi tavsiye ederim, zira bu sizin cihadınızdır" diyerek kadının evdeki rolünün önemini vurgulamıştır.
Erkeklerin de evdeki hizmetleri yerine getirmesi büyük bir cihattır; hatta cihad-ı ekber (en büyük cihat) olarak görülür.
İslam fıkhına göre kadın ev işlerini yapmak zorunda değildir; ev işleri erkeğin sorumluluğundadır. Ancak çocuk terbiyesi anneye emanet edilmiştir.
Evlerin sadece dinlenme yeri değil, değerlerin öğretildiği birer mektep ve mabet haline getirilmesi gerekir. Bu da "evleri kıble kılmak" anlamına gelir.
Ailenin öncelikli sorumluluğu yeni nesilleri kendi değerlerimiz üzere yetiştirmektir. Bu hem dünyevî hem uhrevî kurtuluş için önemlidir.
Ailenin en büyük düşmanı cehalettir. Hayatı sadece maddi zevklerden ibaret görmek büyük bir yanlıştır ve medyanın bunda payı büyüktür.
Medya ciddi meseleleri gündeme getirmek yerine magazin içeriklerle toplumu meşgul ediyor ve aileyi de olumsuz etkiliyor.
İslam'ın aile modeli ne tam çekirdek ne de tam geniş ailedir; esasında çekirdek aileye yakın ama geniş aileye de açıktır. Ancak aile içinde yaşlıların veya akrabaların bulunması eşlerin karşılıklı rızasına bağlıdır.
Evlilik öncesinde gençlere yeterli eğitim verilmiyor; bu yüzden gençler evlendiklerinde nasıl davranacaklarını bilmiyorlar. Peygamberimizin hayatı bu konuda örnek alınmalı.
Daha Azıyla Yaşamak
Başarının sembolleri olarak maddi malların amansızca peşinde koşulmasıyla karakterize edilen tüketicilik, uzun zamandır toplumun dokusuna yerleşmiş durumda.
Ancak, çevresel kaygılar ve içsel tatmin arzusu konusunda artan farkındalık, minimalizmin bir yaşam tarzı seçimi olarak yükselişine yol açmıştır. Minimalizm, maddi zenginlik etrafındaki toplumsal normları sorgularken, gerçekten değer ve anlam katan şeye odaklanarak kişinin hayatını basitleştirmesini savunur.
Bu değişim, değerlerin yeniden değerlendirilmesini, aşırı tüketim yerine kişisel tatmin ve mutluluğun vurgulanmasını yansıtır.
Son 5-10 yılda, minimalist yaşam tarzlarını destekleyen popüler belgeseller ve kitapların yanı sıra sürdürülebilir yaşam uygulamalarına ve dağınıklığı giderme hareketlerine olan ilgi artıyor. Özellikle batıda ciddi bir minimalist akım gelişiyor.
İleriye bakıldığında, minimalist hareketin ana akım kültür üzerindeki etkisinin sürekli büyümesi bekleniyor ve bu da potansiyel olarak maddi zenginlikten çok refahı önceliklendiren ekonomik modellerde değişimlere yol açabilir.
Toplum, sahip olunanlara ve önceliklere yönelik bu zıt yaklaşımları yönlendirirken, sosyal medyanın tüketici davranışı üzerindeki etkisini keşfetmek ve minimalizm ile zihinsel sağlık sonuçları arasındaki bağlantıları araştırmak, modern toplumda maddi varlıklara yönelik gelişen tutumları anlamak için çok önemli olacaktır.
İslam’da 1500 yıl önce bir yaşam şekli olarak uygulanan sade yaşam metodunu, batı keşfetmeye çalışıyor. Makale’de de bu konuya temas ediliyor:
Minimalizmin savunucuları Joshua Fields Millburn ve Ryan Nicodemus, daha az materyalist bir yaşamı ve ruhsal gelişimi önceliklendiren bir yaklaşım benimsemektedir.
Joshua, Amerikan rüyasını yaşadığını ancak içsel boşluk hissettiğini fark ederek minimalizme yönelmiştir.
Ryan da Josh'ta bir değişiklik fark ederek minimalizmin mutluluğu getirdiğini görmüştür.
Joshua, gereksiz eşyaları hayatından çıkararak içsel karmaşayı temizlediğini ve şimdi sahip olduğu her şeyin bir amaca hizmet ettiğini belirtmektedir.
Ryan, hayatındaki karmaşayı temizlemenin odaklanmayı, zamanı ve mali durumu yeniden kontrol etmeyi sağladığını vurgulamaktadır.
Belgesele de yeniden bir gözatılabilir.
Hayat Kalitesini Kökten Değiştirecek 8 Formül
Hayat kalitesini artırmak için gelecek görünümü, kişiselleştirilmiş çözümler için teknolojiyi entegre eden yenilikçi yaklaşımların yanı sıra sürekli zihinsel sağlık farkındalığını vurgular.
Manzara, bireylerin kişisel gelişim yolculuklarında onları desteklemeye adanmış çevrimiçi topluluklarla birlikte gelişiyor. Bu alanda ilerlerken, refah yaklaşımlarındaki kültürel farklılıklar veya bireysel ihtiyaçlarla toplumsal beklentiler arasında denge kurma zorlukları gibi alternatif açıları keşfetmek önemli hale geliyor.
Teknolojinin kişisel gelişim üzerindeki etkisi veya kişisel gelişim yolculuklarında mentorlukta topluluk desteğinin rolünü incelemek gibi konuları araştırarak, sürekli değişen bir dünyada bütünsel kişisel gelişimi teşvik etmek için psikoloji, felsefe ve maneviyatın nasıl kesiştiğine dair anlayışımızı derinleştirebiliriz.
Öztekin ise şu 8 formül üzerinde duruyor;
1-Rutinler
2-Günlük mikro zevkler oluştur
3-Önyargı perhizi
4-Bir toksik olarak; karşılaştırma!
5-Açık mikrofon günü
6-İnternet kullanım biçimini değiştir.
7-Fiziksel sağlığa yatırım
8-Me time
Kitap Okumayan Elit Öğrenciler
Odaklanma sorunu bir virüs gibi her yaş ve her sınıfsal grubu etkileyerek devam ediyor. Son 5-10 yılda artan ve artmaya devam edecek bu sorun, birçok cehaletide birlikte getirecek.
Bir söz sahibi şöyle diyordu; ‘‘Eğer hak ehli odaklanma sorununu çözebilir ve hayatını sistematize edebilir ise, artık zalim sistemin kölelisi olmaktan kurtulabilir. Zira, teknoloji çağı ilk kez rekabet için bizlere bir fırsat sağladı.’’ Umarım gerçekleştirilebilir.
Makalye dönecek olursak, yazar şöyle diyor;
‘‘Nicholas dames , 1998'den beri Columbia Üniversitesi'nin zorunlu harika kitaplar dersi olan Edebiyat Beşeri Bilimler dersini veriyor.
Son on yılda, öğrenciler okuma konusunda bunalmış durumda. Üniversite öğrencileri elbette kendilerine verilen her şeyi asla okumadılar ama bu kez farklı hissettiriyor. Çünkü, Dames'in öğrencileri artık bir dönemde birden fazla kitabı bitirme düşüncesi karşısında şaşkına dönmüş durumda. Meslektaşları da aynı sorunu fark etmişler. Birçok öğrenci artık üniversiteye—çok seçici, elit üniversitelerde bile—kitap okumaya hazır bir şekilde gelmiyor.
Maxwell 1979'da şöyle yazmıştı: "Her nesil, bir noktada, öğrencilerin istedikleri kadar iyi okuyamadıklarını veya…’’
Susmayanlara Susamak
‘‘Emile Zola, Dreyfus davasında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure’a hitaben 13 Ocak 1898’de “Suçluyorum” başlığı ile bir yazı yayımlar. Dünya hukuk ve edebiyat tarihinde önemli bir yere sahip olan bu yazının neşrinden sonra eşine yazdığı mektup, günümüz insanının susadığı “güce esir olmayan cesaretin” güzel bir örneğidir:
“Bu problem çoktandır beynimi, yüreğimi kurcalayıp duruyordu. Uyuyamıyordum. ‘Bana ne!’ deyip susmayı alçaklık buluyordum. Bundan böyle başıma gelebilecek şeyler hiç umurumda değil. Yeterince güçlüyüm ve bu haksızlığa meydan okuyorum.”
Zola, kararını vermiştir; susmayacaktır. Siyasallaşan hukuku, orduyu ve medyayı arkasına alıp aşırı milliyetçi söylemlerle halkı uyutan idarecilere ve ırkçılara karşı bir mücadeleye girişecektir. Kaleminin namusunu güç sahiplerine peşkeş çekmiş olanların entelektüel ahlâksızlığına, susarak zulme destek veren dilsiz şeytanların çokluğuna, hakikate gözlerini kapatarak adaleti katleden güruha destek veren bakar körlerin oluşturduğu karanlığa rağmen milim oynamaz durduğu yerden ve:
“Onlar hiçbir şeyden çekinmediklerine göre ben de her şeyi göze alıyorum. Gerçeği söyleyeceğim. Çünkü davayı ele alan mahkeme gerçeği tam anlamıyla ve eksiksiz olarak ortaya çıkarmazsa onu söylemeye söz verdim. Konuşmak görevimdir ve suç ortağı olmak istemiyorum. Yoksa gecelerim, uzakta, işlemediği bir suçtan ötürü işkencelerin en korkuncunu çeken suçsuz bir insanın görüntüsünden kurtulamaz…” diyerek başlar tarihi mektubuna.
Geç Kalmak Diye Bir Şey Yok: Üretmeye Devam Et
Makale, Henry Oliver'ın "Second Act" kitabından alınan bilgilerle geç açan kişilerin (late bloomers) başarı potansiyelini ele alıyor. Başarıyı öncelikle gençlikle ilişkilendiren kültürel anlatıyı sorgulayarak, hayatlarının ilerleyen dönemlerinde kendi yollarını bulan başarılı bireylerin örneklerini vurguluyor.
Kısa birkaç not:
- Toplum genellikle başarıyı gençlikle ilişkilendirir, hayatın ilerleyen dönemlerinde başarıya ulaşanları gözden kaçırır.
- David Sedaris (ilk kitabını 38 yaşında yayınladı) ve Laura Ingalls Wilder (65 yaşında yazmaya başladı) gibi geç açanların dikkat çekici örnekleri bulunmaktadır.
- Geç açanlar genellikle bir amaç duygusu hissederler, bu hem motive edici hem de stresli olabilir.
- Araştırmalar bu durumu üç şekilde ifade ediyor: Ortaya çıkan, ertelenen ve uyum sağlayan.
- Ortaya çıkan çağrılar zayıf başlar ve yaşla birlikte güçlenir.
- Ertelenen çağrılar erken fark edilir ancak yaşam koşulları nedeniyle bir kenara bırakılır.
- Uyum sağlama, bir çağrıyı iş yanında bir hobi olarak sürdürmeyi içerir.
Geç Açanların Başarı Stratejileri
- Sebat, geç açanlar için çok önemlidir; başkaları pes ettiğinde bile hedeflerine doğru çalışmaya devam etmelidirler.
- Önemli işler başarmada yaştan ziyade üretkenlik ve çaba daha önemlidir.
- "Eşit olasılıklar kuralı", her yaratımın parlak veya başarısız olma şansının eşit olduğunu öne sürer, bu da tutarlı çalışmanın önemini vurgular.
- Geç açanlar, hedeflerini desteklemek için koşullarını ve çevrelerini değiştirmeye istekli olmalıdır.
- Destekleyici ve hırslı insanlarla çevrili olmak önemlidir.
Değişimi ve Gelişimi Kucaklamak
- Orta yaş krizleri, olumsuz deneyimler yerine yeniden keşfetme için katalizörler olarak görülebilir.
- Başarılı geç açanlar, başarı için bir son tarihi kaçırdıkları fikrini reddederler.
- Hırslı projelere başlamak veya yeni hedefler peşinde koşmak için asla çok geç değildir.
Sebat ve Sıkı Çalışmanın Önemi
- Sürekli çaba ve azim, geç açanların başarısı için esastır.
- Başarılı geç açanlar, başkaları pes etmiş olabilecekken yoğunluklarını ve sebatlarını korurlar.
- Mükemmel koşulları beklemek yerine şimdi harekete geçmek çok önemlidir.
Üç Tavsiye Kitap
Günümüzde fıkıh ve şeriat noktasında çok ciddi cehalet söz konusu. İlahiyatçılarda dahil olmak üzere birçok konuda Kuran ve Sünnete dayanmadan hüküm çıkaranların sayısı artıyor. Allah muhafaza.
Gazali diyor ki;
''Kişinin.. kendisine lâzım olup, onunla iş yaptığı ilim öğrenmesi farzdır… İlimsiz özür, dinde kabul edilmez. Ve cahilin daima tehlikede olduğu herkesin malümudur. Çünkü, bir işle karşılaşınca, cahillikle o işteki hikmetin ne olduğunu bilemez. Fakat bunun için mazur sayılmaz’'
Bu noktada Vehbe Zuhayli'nin İslam Fıkhı Ansiklopedisini okumakta fayda var. Enazından günümüz fıkıhçılarının ayet ve hadis dışına çıkarak yaptığı yorumlara denk gelme ihtimalimiz düşük. Ve birçok konuyu buradaki temel hakikatler üzerine değerlendirmek daha gerçekçi olacaktır. Özellikle ilk 6 ciltin okunması önem arz ediyor..
Alternatif olarak hiç değil ‘Bir Müslümanın Yol Haritası’nı’ okumakta fayda var
İlişkilerde Algının Gücü
En çok satan kitapların yazarı ve düşünür Malcolm Gladwell, ilişkileri şekillendiren duygusal dinamikler hakkında konuşuyor.
"İnsanlar bir ilişkide iki durumdan birindedir," diye devam etti Gottman. "Birincisi, olumlu duygunun sinirliliği bastırdığı, olumlu duygunun bastırdığı şeydir. Bir tampon gibidir. Eşleri kötü bir şey yapar ve onlar, 'Ah, o sadece kötü bir ruh halinde' derler. Ya da olumsuz duygu bastırma durumunda olabilirler, böylece bir partnerin söylediği nispeten nötr bir şey bile olumsuz olarak algılanır."
Hayatın Ebedi Mücadelesi
Ünlü psikanalist Carl G. Jung, varoluşun özü üzerine.
"Üzücü gerçek şu ki insanın gerçek hayatı kaçınılmaz karşıtlıkların bir kompleksinden oluşuyor: gece ve gündüz, doğum ve ölüm, mutluluk ve sefalet, iyi ve kötü. Birinin diğerine üstün geleceğinden, iyinin kötülüğü yeneceğinden veya neşenin acıyı yeneceğinden bile emin değiliz. Hayat bir savaş alanıdır. Her zaman öyleydi ve her zaman öyle olacak; ve öyle olmasaydı, varoluş sona ererdi."
Kaynak: İnsan ve Sembolleri
Haftanın Videoları
Dijital çağ, yeni ekonomik düzen,eski eğitim sistemi,gelecek kaygısı
Yapay Zeka Çağında Hayatta Kalma Rehberi! (Gelecek Korkusunu Bitir)
50'li veya 60'lı Yaşlardaysanız Bunu İzleyin (70 Yaşındakilerden Hayat Dersleri)
Dünyayı Bekleyen Büyük Tehlike: Yeni Amerikan Yönetiminin Avrupa Karşıtlığının İdeolojik Temelleri
Haftanın Teknoloji ve Yapay Zeka Manşetleri
İngiltere'deki sendikalar, yapay zeka teknolojisinin gelişmesiyle birlikte yaratıcı çalışanların sömürülmesini önlemek için hükümete harekete geçme çağrısında bulundu.
Japonya, yaşlı bakımında bakıcı eksikliğini gidermek için yapay zeka robotu AIREC'i tanıttı.
Lenovo, MWC'de tanıtılacak Yoga Pro 9i ve ThinkPad 14s 2'si 1 arada gibi yeni yapay zeka destekli dizüstü bilgisayarlarını duyurdu.
Apple'ın LLM Siri'si 2027'den önce gelmeyebilir ve yeni bir sürümün Mayıs ayında piyasaya sürülmesi bekleniyor.
Çinli akıllı telefon devi Honor, yapay zeka sektörüne girmek için 10 milyar dolarlık yatırım planını duyurdu.
Teknolojiye yaptığı iddialı yatırımlarla bilinen SoftBank, yapay zekaya yatırımını ikiye katlıyor. Şirketin, OpenAI ve Oracle ile ortak girişim olan Stargate'e halihazırda taahhüt ettiği 15 milyar dolara ek olarak yapay zeka girişimlerini finanse etmek için 16 milyar dolar borç almayı düşündüğü bildiriliyor.
📊 Breadcrumb AI, ham verileri müşterilerinizin istediği raporlara dönüştürür.
🎯 AdCreative AI , reklamcılık için güçlü bir yapay zeka aracıdır.
💡 GeniePM, projeleriniz için keskin kullanıcı hikayeleri, kullanım örnekleri ve daha fazlasını oluşturur.
✨ Jotform AI Temsilcileri, müşteri hizmetlerini geliştirmek için farklı kanallarda kesintisiz destek sağlar.
📝 CopyOwl AI , SEO bloglama için bir DeepResearch aracıdır.
🏡 Chatlease , gayrimenkul sektöründeki yapay zeka asistanıdır.
💃 Swapper, satışları artırmak için çarpıcı moda modeli fotoğrafları üretir.
🔥 vidIQ , YouTube'da başarıya ulaşmak için yapay zeka destekli ve veri odaklı bir araçtır.
📝 CopyOwl AI , SEO bloglama için bir DeepResearch aracıdır.
ElevenLabs’den Yeni Hamle: Şirket 99 dili destekleyen bir konuşmadan metne aracı olan Scribe'ı piyasaya sürdü .
🧑💼 Chadview, iş görüşmeleri için gerçek zamanlı bir yapay zeka toplantı asistanıdır.
📝 TTSMaker ücretsiz bir çevrimiçi metinden sese dönüştürme aracıdır.
✂️ Slick dakikalar içinde viral kısa videolar yaratıyor.
🦾 Flot AI tüm uygulamalarda ve web'lerde yazar, okur ve hatırlar.
Film: Runaway Jury - Adaletin Kırılgan Sınırları
"Runaway Jury", John Grisham'ın aynı adlı romanından uyarlanan, gerilim dolu bir hukuk draması. Film, bir silah şirketine karşı açılan davada, jüri üyelerinin nasıl manipüle edilebileceğini ve adaletin bazen ne kadar kırılgan olabileceğini gözler önüne seriyor. Türkiye’deki insanlar için çok tanıdık bir hikaye olsa gerek.
Film, özellikle jüri sisteminin iç işleyişine odaklanarak, adaletin nasıl satın alınabileceğini ya da çarpıtılabileceğini sorgulatıyor. Gene Hackman'ın canlandırdığı jüri danışmanı Rankin Fitch, soğukkanlı ve acımasız bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Onun karşısında ise Dustin Hoffman'ın idealist avukatı Wendell Rohr var. İkili arasındaki gerilim, filmin temposunu hiç düşürmüyor.
John Cusack ve Rachel Weisz'in canlandırdığı Nick Easter ve Marlee, filmin sürprizlerle dolu dinamiklerini oluşturuyor. İkili, jüriyi manipüle etmek için kendi planlarını devreye sokarken, izleyiciyi de bir ahlaki ikilemin içine çekiyor: Adaleti sağlamak için kuralları çiğnemek doğru mudur?
"Runaway Jury", sadece bir mahkeme draması değil, aynı zamanda insan doğası, güç ve manipülasyon üzerine derin bir inceleme. Film, izleyiciye "Adalet herkes için eşit mi?" sorusunu sordururken, karakterlerin karmaşık motivasyonlarıyla da düşündürüyor.
Eğer hukuk dramalarını seviyorsanız ve biraz da zihinsel bir çekişme arıyorsanız, "Runaway Jury" vakit ayrılabilecek bir film.
Bu haftalıkta bültenimizin sonuna geldik.
👉 Bültenimize sponsor olabilir, reklam verebilir, yıllık abone olarak maddi destek verebilir veya devam edebilmemiz için bağış yapabilirsiniz. Üç arkadaşınıza tavsiye vererekte bu bilgilerin onlara ulaşmasına vesile olabilirsiniz.
Bültene sponsor olabilir veya abone olarak destek verebilirsiniz