Zikrin Metafiziği: Beynin ve Psikolojinin Şifası
Bu Hafta Bültende Neler Var?
Zikrin Metafiziği: Beynin ve Psikolojinin Şifası
Bunalım Dönemi mi, Kemâlâta Erişme Fırsatı mı?
Obsesif Bir Yöneticiyle Çalışıyorsanız
Modern Tıp Temelde Bozuk
The Economist’in 2025 Teması
‘‘Fıtrata Zulüm …’’
Kişisel İşletim Sisteminin Yeni Versiyonu
Potansiyelinizi Kullanın: Eğlenerek Öğrenin
Ekonominin Beklenen Büyümesi
Yabancı Dil Öğrenmenin En Kolay Yolu!
Haftanın Makaleleri
Haftanın Videoları
Haftanın Teknoloji ve Yapay Zeka Manşetleri
Haftanın Filmi - Liderlik, Sorumluluk ve Süreç Yönetimi
Uzun yıllardır metafiziğe dair meselelerle meşgul olduğumuz için, evrad ve zikirlerin bu mevzuya ve tecrübeye dayalı birçok hikmetine şahit oluyorduk. Ancak bu meseleleri, illa bilime dayandırıp somut delil olmadığı için reddeden putperestlere, gaflet ehline ve kibir kavmine anlatmak çok güç geliyordu.
Misal, bazı insanların halkalar halinde zikretmesinin enerjide denge sağladığını ve bu denge aracılığı ile şiddete veya daha büyük kötülüklere gitmediklerini anlattığınızda, ‘bu eski metodların bırakın kardeşim’ diyen birçok zavallıya tesir edememek çok üzüyordu.
Tevafuk, konuya dair yakın bir tarihte yayınlanan bir dergideki uzun bir çalışmaya denk gelince sizler için kısa bir özet yapmak istedim. Beyin ve psikolojik durumlara dair çok önemli tesbitler var. Muhakkak vakit ayırıp okumanız sizin ve ailenizin geleceği için çok faydalı olabilir. Nasip olur ise, konuyla alakalı farklı bir çalışmanında özetini sonraki bültenlerde yazmaya çalışacağım… Bu özetin sonunda da tüm kaynakları listeleyeceğim. Rabbim okuduğumuzu hemen icraate dökmeyi nasip etsin.
&
'‘Zikir ibadetiyle benlik dönüşümünü sağlamayı hedefleyen insan, Yaratıcısı ile bağının güçlenmesinin yanı sıra bilişsel, fiziksel ve psikolojik olarak olumlu kazanımlar elde eder.
Belli bir disiplin içerisinde yapılan, kendine has teknik ve uygulamalarıyla eğitimsel bir metot olarak kullanılan zikir, seyrü sülûk’un yapı taşıdır.
Kişinin ruhî tekâmül sürecine etkisinin ele alındığı zikir ile terapötik bir etki sağlanıldığı gibi bilişsel alanda da önemli bir farkındalık düzeyi oluşur. Zikir, bireyin bilişsel farkındalık düzeyi ve benlik algısının oluşumunda önemli bir köprü görevine haizdir.
Çünkü zikir ile tefekkürî bir oluşum sağlanırken ruhî disiplin, derunî düşünce, bilişsel farkındalık ile psikolojik iyi oluş hedeflenir. Beyin üzerindeki etkisi ile zikir (ses, hareket, ritim ve kelimelerin tekrarları) aktivasyon yayılmasına sebep olur. Bu aktivasyon yayılması ile sinir hücrelerinin sayıca artışı, beyin bölgelerinin hareketliliği, beyin dalgalarının canlılığı sağlanarak bilişsel bir dinginlik, idrâk ve odaklanma görülür.
Yapılan bazı araştırma sonuçları, tasavvufta insanın tekâmül sürecinde kullanılan zikir metodunun, kişinin beyin bölgelerini aktifleştirip frekans ve dalgaları etkileyerek dikkat, algı, odaklanma, hatırlama gibi bilişsel özellikleri artırdığını ve insanı bütünsel olarak etkilediğini göstermiştir.
Çalışmada zikir esnasında kişinin odaklanma sürecinin aktif olması, beyin dalgalarının etkililiği, anma, hatırlama eylemini gerçekleştiren beyin bölgelerinin (amigdala, pre frontal kortex) çalışması, beyin dalgalarının (alfa ve delta) hareketliliği çok etkin bir zihinsel düzeyin varlığını göstermektedir. Kişide oluşan içsel ve dışsal iyi oluş hali bireyin yaratıcıyla kurduğu iletişimin pozitif etkisini yansıtmaktadır. Bu açıdan değerlendirilen zikir hem terapi aracı olarak önerilirken hem de bilişsel düzeyde kişini algı, hatırlama, eyleme dökme, bağ kurma gibi eylemleri harekete geçirdiğinden, belirli düzeyde bir farkındalık oluşumunu sağlamaktadır.
Sûfî, tüm düşüncesini bir noktada toplayarak, tam bir istiğrakla zikir yaparsa ve yaptığı zikrin anlamını güzelce tefekkür edip sürekli aynı ritimle tekrar ederse, bunu aynı zamanda içtenlikle de yaparsa, yaptığı bu zikirden dolayı kalbî dünyasında ilahi bir nur, bir rızık, rahatlık, huzur ve derin bir ünsiyet doğar (Sühreverdî, 2016:501).
Zikir, vesveseden kalbi uzak tuttuğu gibi tüm afetlerden de kalbi korur. Samimî ve rutin bir şekilde yapılan zikir ruhu sakinleştirir, kalpteki mâsivânın etkilerini temizler, kalp ruh birlikteliğini sağlar. Manevî hastalık ve sorunları iyileştirmede çok büyük faydaları vardır (Kuşeyrî, 2016:302,303; Kelâbâzî, 2021:171).
Necmeddin-i Kübra’ya göre zikir, insanın manevî dünyasında temizlik görevi yapar. Zikirle sâlik masivâdan arınarak, kalbî afetlerinden kurtulur. Zikir ile kişi her türlü kin, nefret, katılık, öfke, korku gibi manevî mikroplarından tamamen temizlenir, kişide bulunan zihinsel ve nefsî mikroplardan eser kalmaz. Sürekli zikir halinde olan kişi fıtratına döner.
Dil, kalp ve sır ile yapılan zikir çeşitleri söz konusudur. Zikrin gerçek manada zikir olarak ifade edilebilmesi için tam bir odaklanma, kalbî bir yöneliş ve saf niyet ile yapılması gerekir. Burada önemli olan husus dilin; zihnin, kalbin, ruhun ve aklın dili olmasıdır. Zikirde dil, zihnin sesini ve kalbin sözünü ortaya koymalıdır (Özgen, 2013: 225).
Modern psikolojide terapötik olarak da kullanılması önerilen zikir terapisinde kişinin iyi oluş halini yakalamasına odaklanılır. Bilişsel farkındalık düzeyi ile yakın ilişki içerisinde olan beyin bölgelerinin aktifliği ve beyin dalgalarındaki hareketlilik, bilincin etkin ve aktif olduğunu deneyler sonucunda göstermiştir. Cüneyd-i Bağdadî’nin dil ile zikirden ziyade kalb ile zikri ön plana çıkarması, müşahadeye dayanmayan zikrin gafletten öteye geçmediğini ifade etmesi (Kelâbâzî, 2021:170), zikrin kalben yapılması gerektiğini vurgularken, kalbî etkiyi de göstermektedir.
Çünkü zikir ile kalp ilk yaratılış konumuna yükselir, itidâl üzere olur. Bu sayede sâlikin kalbi tecelligâh makamına dönüşür (Kübra, 2018: 176). Kalbin tecelligâh makamına dönüşebilmesi rastgele ve kuralsız bir biçimde uygulanan zikir ritüelleriyle gerçekleşmez.
Ona göre kalp kendine uygun olan zikri kabul eder. Eğer ki kalp doğru zikri doğru zaman ve şekilde seçerse artık onu zikirden meneden hiçbir durum söz konusu olamaz, kendisi nefes alıp verdikçe devamlı bu zikir halinde olur, asla zikirden ayrılmak istemez (Arabî, 2008
İlk önce sâlikin zikre alışması, zikir esnasında oluşan kopuklukların giderilmesi ve nihayetinde kalbin zikre alışarak kalbî zikrin daimî zikre dönüşmesi hedeflenir (Işıtan, 2019: 608). Zikirdeki bu usullerle (Hânî, 2008: 177, 185) ruh ve beynin çalışma sistem ve prensibi olumlu yönde etkilenir. Bunun neticesi olarak zikrin kalbî zikre dönüşmesi ile zikrin tesiri tüm vücuda yayılmaya başlar. Cildin diken diken olmasıyla cilt ilk tepkisini gösterir, zikrin tesirinin artmasıyla etki alanı genişler. Bu durumun önemi konusunda aklı uyarmak isteyen kan, beyine kadar yükselir. Burada olayın heyecanının verdiği sıcaklık, kalpteki yakîn hissinin soğukluğuyla karşılaşınca ağlama meydana gelir. Tesir daha da kuvvetli olursa ruh dalgalanır ve kişi çeşitli haller yaşar (Küçük, 2018: 319; Sühreverdî, 2016: 501).
Zikir esnasında kendiliğinden hatıra geleni, iyi ve kötü fikri kovmak, tefekkürde derinleşmektir. Bu uygulamadan amaç, zikreden sûfînin kelime-i tevhîdin mânâsını şuur altına iyice yerleştirmesi ve onu hayatının bir parçası hâline getirerek kalpteki siyah noktayı küçültmektir.
Mutasavvıflara göre bu uygulamanın temelini teşkil eden durum Hz. Peygamber’e dayanır. İlk zikir telkinini Hz. Peygamber, farklı metotları tavsiye edip bizzat uygulatarak Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’ye vermiştir. Dört halifesine de değişik usullerde zikir uygulamaları yaptırması tarikatların zikir pratiklerini çeşitlendirmiştir.
Hz. Ömer’in Müslüman olduğunda Hz. Peygamber ona sarılmış ve kulağına sesli olarak Lâ ilâhe illallah (kelime-i tevhidi) cehrî (sesli) olarak telkin etmiştir. Bu esnada Hz. Ömer ayakta duramadığı ve yere çökmüş bir vaziyette bulunduğundan Kübrevîler ayaklarını önde kavuşturup oturarak zikrederler.
Nurbahşiyye: Kalbî zikri esas alır. Bu zikri Hz. Peygamber, Hz. Osman’a telkin etmiştir, harfsiz ve sessizdir.
Cehriyye: Hz. Peygamber’in Hz. Ali’ye telkin ettiği zikirdir. Bu zikirde Hz. Ali Hz. Peygamber’in yönlendirmeleriyle diz üstü oturup, gözlerini kapatmış ve Peygamberimizin üç defa Lâ ilâhe illallah demesinden sonra aynı cümleyi üç kere tekrarlamıştır. Bu nedenle cehrî (sesli) zikir yapan tarikatlar, genellikle silsileleriyle Hz. Ali’ye bağlıdırlar.
Tasavvuftaki zikir uygulamalarına bakıldığında zikir için belli zamanların seçildiği (seher vakti, ikindi vakti gibi) ve bazı tarikatlarda ise zikrin musiki eşliğinde (Rıfâîyye, Kâdirîyye, Mevlevîyye) yapıldığı görülmektedir.
Düzenli zikir hafıza, konsantrasyon ve yaratıcılık gibi bilişsel yetenekleri artırırken empati, öz farkındalık ve farkındalığı geliştirerek anksiyete ve depresyonu azaltarak duygusal katsayıyı yükseltir. Zikri doğru ve yeterli bir şekilde yapmak kalbin sakinleşmesine ve tutkuların kontrol edilmesine neden olur. (Irhas, 2023: 607).
Özellikle zikir esnasında içe ve dışa doğru nefes alıp verme ritüeli odaklanmayı ve diğer konularla bağlantı kurmayı kolaylaştırır (Iskandar, 2019: 74). Sonuç olarak bireyin kendi düşünce ve inanç sistemine paralel olarak yaptığı zikirle oluşan ses dalgaları bilişsel uyarımlarda bulunur.
Daimî zikirde kişinin kalbi uyumaz, ruh uyanıktır ve akıl da aktiftir. Allah’ı zikirden maksat zikrin dilden kalbe ve sırra ulaşmasıdır. Hakiki manada kişinin ulaşması hedeflenen noktaya varmasıdır. Bu halde vücuttaki tüm organlar vuslata ererek, esas mahiyetlerine kavuşup rahata erer (Erzurumî, 1981: 685).
Zikir uygulaması bir kişinin entelektüel, duygusal ve ruhsal refahını derinden etkileyerek bireyi kişisel gelişim ve büyüme için değerli bir araç haline getirir (Irhas, 2023: 601).
Kalbî ve bedenî olarak bir etkileşime sebep olan zikir, kişinin iç âlemini ve gündelik yaşamını düzene koyar, kalbini ve bedenini güçlendirir. Daimî olarak murakabe halinde olmayı sağlayan zikir ile sâlik ihsân mertebesinde ibadetlerini yerine getirme lezzetini yaşar. Bu durum kişide bilinçli bir hal olmasını sağlar. Zikir, kişinin düşünce sistemini aydınlattığı gibi beynine zindelik verir (İskenderî, 2000:32; İskenderî, 2015: 47). Beyni harekete geçiren zikir kalbi de gafletten korur, uyarır. Zikrin özü zikredilen varlığın bir bütün halindeki kalbe hâkim olmasıdır...Yani zikir kişiyi kainatla uyumlu hale getirir. Kâinatı anlamayı ondaki esas hakikati bulmayı sağlar (İskenderî, 2015)
Kişide içsel bir görüş oluşturmaya çalışan sûfî psikoloji, bireyin kendini gerçekçi bir şekilde değerlendirmesine olanak tanır (Işıtan, 2020: 33). Bu sistemi içine alan nefsi terbiye, kalbi tasfiye ve ruhu yüceltme gibi teknikleri içerisinde barındıran seyrü sülûkün kullandığı en temel metot olan zikir ile kişinin bilişsel farkındalığı vasıtasıyla, psikolojik iyi oluş sağlanmaya çalışılır.
Bu anlayışla zikir, terapi mahiyetinde ele alındığında dinî bir müdahale ve ruhanî bir uygulama olarak değerlendirilebilir. Bu durumda zikir terapisi, anksiyetenin azaltılması gibi ruh sağlığı üzerinde faydalı bir etkiye sahip olabilir (Juniarni, 2022:144).
Kısacası Allah lafzının tekrarı ve farkındalığı ile zikir terapisi, patolojik hastalıkları tedavi etmek amacıyla kullanılan Allah’ın büyüklüğünü ve yüceliğini hatırlama, kâinatı okuma ve tekrarlayan söz ve eylemleri içeren bir tedavi şekli olarak da ifade edilebilir (Juniarni, 2022:140).
Yani sûfî psikoterapi zikir ile kişide zihinsel dinlenme ve içsel restorasyonu sağlayarak onu doğru olanı yapmaya yönlendiren, duygusal stres ve gerginliği azaltarak potansiyelini güçlendiren, aktif ve üretken olmasını sağlayan, bilişsel farkındalığının artmasını destekleyen teknikler arasında yer alabilir (Afidah, 2021: 371).
Zikirde bilinç boyutunda gerçekleşen hatırlama etkisi psikolojik olarak kişide her zaman ve her koşulda kendi içerisinde var olan bir Yaratıcı şuurunun oluşmasını sağlar. Birçok araştırmacı zikir ile nörobilimsel ve ruhsal boyut arasında bir ilişki olduğuna inanmakta ve bunun üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Bu açıdan ele alındığında zikir eylemi hatırlama olgusuna kilitli olduğundan ruh sağlığı açısından derin bir psikoterapötik unsur içerir (Juniarni, 2022: 144).
Duygusal ve bilişsel terapi yöntemi olarak kullanılan zikir ile daha derinlerde bulunan bilinç katmanı uyarılır. Uyarılan bu bölge akıl ve duyularla algılanmayan olguların bulunduğu kalptir (Helminski, 2006: 139-141). Fakat zikrin etkili olabilmesi için inanç, duygu, hissediş ve bilinç bütünlüğünün sağlanması gerekir. Çünkü bu bütünsel birliktelik ile amigdala ve hipocampüs aktifleşip, beyin hücreleri zindeleşir.
Amigdala (insan beyninin duyu merkezi) üzerindeki etkisi nörobilimsel bir yöntem olarak zihin sağlığı ve terapisi içinde faydalı olabilir (Iskandar, 2019:71). Çünkü zikir ile hatırlama eyleminin aktifleşmesi bilişsel bir süreç oluşturur, zikirde kullanılan farklı yöntemlerle bireyde bilişsel bir farkındalık meydana gelir. Mesela nefs-i emmarede bulunan birey kalbi inceltici pratiklerle (musiki, zikir, sohbet gibi) nefsinin mertebesinin yükselmesini sağlar (Kılıç, 2012: 35), daha ileri düzeyde belirli bir niteliğin gelişimi ya da eksik bir yönün giderilmesi için yapılan Esmâ-i Hüsnâ zikirleriyle kişinin rezonansa (aynı etkileşim alanına) girerek o özelliğin kendisinde hâsıl olması sağlanır. (Özelsel, 2008: 143, 164).
Psikolojik açıdan güçlü bir etkiye sahip olan zikir, kalıplaşmış bir ses, hareket ya da kelime veya kelimelerden ibarettir. Bu semboller psikolojik enerjiyi dönüştürecek şekilde hareket ederler. Arketipal bir sembol olarak zikir, bilinçaltına ait enerjileri dönüştürme, hareket ettirme, konsantre olma ve arttırma potansiyeline sahiptir. Bu potansiyel ile kişinin bilinçli ya da bilinçsiz olarak içinde bulunduğu psikolojik engellerden kurtulmasını sağlarken (Aksöz, 2015: 92), bir takım dinî kelimelerin tekrarıyla bilişsel yetileri de aktive eder. Bu vasıflarla bilişsel bilgi üretme, olumlu duyguları uyarma, bilinç ve bilinçdışını güçlendirme gibi kazanımlarla bireye bilişsel açıdan da farkındalık kazandıran eğitimsel bir teknik olarak değerlendirilebilir (Anissian, 2005: 154).
Dış dünya ile etkileşimden iç dünyasına dönmeyi sağlayan zikir ile kişi iç dünyasını keşfe dalar. Bu keşif ile dış dünyanın etkisinden sıyrılarak ruhî bir yüceliş, Yüce yaratıcıya yöneliş durumu söz konusu olur. Bunu sağlamada bir vasıta olan zikir ruhî tekâmül aracıdır. Ruh böylece yükselip güçlenerek ilim mertebesinden (bilme) görme mertebesine yükselir. Kişi Allah’ı lafzen ve kalben zikrettikçe benlik özelliklerinden sıyrılır, ilahî ilimle aydınlanır. Kalbi temizleyen zikir ile kişi benmerkezci özelliklerinden sıyrılarak, psikolojik ve zihinsel barış hali yaşar. (Işıtan, 2014: 64). Zikir, insanın duygu ve düşünce dünyasını, ruhunu disipline eder. Dikkatlerin yavaş yavaş manevî alana yönelmesi ve bu alışkanlığın sağlanması konusunda insanı eğitir. Zikir ile insan diğer varlıklara karşı sevgi ve saygı duymaya başlar. Çevresine karşı duyarlılığı ve farkındalığı artan birey, varlıkların olumsuz özelliklerini görmekten daha çok onların özü ile ilgilenmeyi yeğler. Çevresiyle daha barışık bir birey haline gelir (Kayıklık, 2011: 165). Sessiz ve tefekkürî zikrin amacı zihni gereksiz her türlü düşünceden boşaltmak, zihninde ve yaşantısındaki bütün varlıkları Allah’ın ilminde eriterek yeni bir benlik inşası sağlamak ve hakikati tecrübe etmektir (Nicholsan, 2014: 82 akt Kayıklık, 2011: 165).
İyi okumak ve derûnî düşünmek ile zikir, Allah ilmini idrak etmenin anahtarıdır. Zikredilen kelimeler üzerinde dikkatin yoğunlaşmasıyla sâlik güçlü duygular (kutsalın tecrübesi, vecd duygusu, ilham duygusu vb) hissetmeye başlar. Bu duygular kişide mevcut olan dinî algılardan farklıdır, kişi Allah’ın huzurunda olma halini yaşamasından kaynaklı farklı bir tecrübe halini deneyimler (Hökelekli, 2017: 125,126).
Zikirde çıkarılan her ses ve ritimde bir titreşim olması gerekir, eğer ki titreşim olmazsa zihin, doğası gereği kendine hemen bilinç dışından başka bir meşguliyet bulur ve etkileşim gerçekleşmez. Zihnin ritimle ilgili bu önemli doğası zikirden alınacak estetik zevk ve bilişsel etkiyi daha kolay elde etmeyi sağlar (Özgen, 2013: 218). Toplu zikirlerde de durum buna benzerdir. Senkronize olarak hareket eden topluluklar kendilerini grup halinde daha uyumlu hissederler. Grup psikolojisinin etkisi pozitif olarak bireylerde görülür. Çünkü aynı anda aynı hareketleri yapan, fiziksel senkronizasyonu sağlayan bireylerde pozitif duyguların ortaya çıkması daha yüksektir. Bu insanlar kendilerini gruptan ayrı ve izole hissetmedikleri, bir bütünün parçası olarak gördükleri için aidiyet duygusu ile psikolojik iyi oluş durumu sağlanır. (Kalkandeler, 2020: 554).
Seyrü sülûkte önemli olan noktalardan biri de zikirde söylenen kelime ve kelime gruplarının (lafza-i celâl, kelime-i tevhid, salavât, Esmâi Hüsnâ zikri gibi) tüm vücut azalarıyla hissedilerek tekrarlanmasıdır. Bu içsel seslenişte bedendeki en küçük hareketlerin bile farkında olarak yapılması gerekir. Böyle yapıldığı takdirde dilin, fikrin ve zikrin uyumu sağlanacağı için kişide dönüştürücü etkisi daha yoğun olacaktır. Bu durum kişide duygusal iyi oluşa, merhamet ve affetme gibi duygularını gelişmesine sebep olabilir. Abdülvehhâb eş-Şa‛rânî de (ö. 973/1565) bunu destekler mahiyette kurallarına dikkat ederek sürekli zikre devam eden kimsede başkalarına karşı hoşgörü ve sabrın artacağını ifade eder. (Şa’rânî, 1988: 1/43 akt. Öztürk, 2019: 472).
Özellikle zikrin konsantrasyonu ve zihnin odaklanmasını geliştirmeye yardımcı olması, bireyin daha karmaşık kavramları öğrenme ve anlama yeteneğinin artabileceğini gösterir. Aynı zamanda zikir, eleştirel düşünme becerisini ve hayatın meselelerini daha derinlemesine anlamayı tetikleyen derin düşünme ve tefekkürü içerir. (Irhas, 2023: 605).
Şa‛rânî de bu doğrultuda zikri sâlikin dikkatini toplama aracı olarak ifade eder. Ona göre her gün belli zaman dilimlerinde belli zikirlerin yapılması zâkirin dikkatini toplamasını, belirli bir noktaya, tek bir düşünceye odaklanmasını öğretir. (Öztürk, 2016: 471).
Zikirde okunan kelimelerle ilgili diğer kavramlar bellekte aktifleşir. Allah zikri çekildiğinde Allah ile ilgili kavramlar, salavat zikri çekildiğinde Hz. Peygamber ile ilgili kavramlar aktive olur.
Zikirde amigdala ve insan duyguları arasında bağlantı kurulduğu için tevhid, salavat zikri gibi tüm zikir çeşitleri beyin sağlığının kalitesi için önemli eylemlerdir. Her türlü eylemde (konuşma, gülme, zikretme gibi) oluşan ses dalgaları insan duygularını yansıttığı için beyin fonksiyonları üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.
Bilişsel açıdan değerlendirdiğimizde zikrullah zihinsel bir eylem/işaret olarak beyinde bir harmoni/uyum oluşturur. Amigdala ve hipokampüste oluşan bu biyo-elektriksel akış çekilen zikrin sürece aktif olarak dahil edildiğini gösterir. Salavat zikri ile Hz. Peygamber ile hemhâl olma durumu bilişsel süreçteki bu etkileşim ve akış durumundan kaynaklanır. Çünkü aktif olan sinirler diğer sinir ağlarını da etkileyerek beynin bütün halinde aktif olmasını sağlar. Beynin bu aktivasyonu farkındalık düzeyini optimize edebilecek bir durumdur. (Iskandar, 2019: 76). Aynı zamanda bu durum hem odaklanma hem de bilişsel süreçte bağlantı kurmayla alakalıdır ve beyinde aktif bir öğrenme, bağ kurma alanı oluşmasını sağlar. Bu durumun zikirde etkinleşmesinin ve güçlü olmasının nedeni zikre konu olan kelimelerin direk kutsalla alakası olması ve yapısal olarak güçlü olmalarından kaynaklanır. Aynı zamanda belli zaman diliminde ve tekrarlanarak yapılması da bu süreci hızlandırıcı bir etkiye neden olur…
Zikir ile elde edilen bu bilgi kazanımı muhakkak ilmî birikime sebep olur. Nitekim Şa‛rânî “zikreden kişinin ilminde artış yoksa o kimse hakîki mânâda zâkir değildir” (Namlı, 2015: 183) diyerek zikir ile kazanılan bu ilme dikkat çeker. Sadece tekrar ve söylemden ibaret olmayan zikir, kişinin iç ve biliş dünyasında farklı bilgi kazanımları sağlar. Çünkü zikirde amaç, taklidî ilmi tahkîkî ilme dönüştürmektir. Mârifetullaha ulaşmayla sonuçlanan bu yol, aklın aydınlanmasını sağlar. Zikri bilgi edinme vasıtası olarak gören Şa‘rânî, zikre epistemolojik bir değer yükler ve zikir ile irfanî bilgi arasında bir köprü oluşturur (Öztürk, 2016: 474).
Bir bilgi edinim aracı olarak da ifade edilebilen zikir ile insan olumlu ya da olumsuz olarak okunan kelimelerden, tekrar eden ses ve ritmik hareketlerden etkilenir. Bilinçdışını aktif hale getiren zikir, metafiziksel olguda kişide değişime neden olur. Zikir ile fıtrata dönük bir oluşum hedeflenir. Bunun için bilinç ve bilinçdışını aktif hale getiren zikir, bireyin ruhsal hayatı için son derece önemlidir. Jung bilinç ve bilinçdışının birbirlerini tamamladığını, herhangi birinin ihmaliyle aralarında oluşan boşluğun ruhsal rahatsızlıkların temelini oluşturduğunu ileri sürer (Jung, 2014: 20, 21). Bu açıdan bakıldığında zikir, bilinç ve bilinçdışını kapsayan ve onları birbirine yaklaştıran bir eğitim olarak görülebilir (Çetin, 2017: 19). Bu doğrultuda zikrin kişinin tüm organlarını etkileyen, uzuvlara sirayet eden bir etkisinin olduğu yadsınmaz bir gerçektir. Zikrin bilişsel ve fizyolojik etkisini ruhsal dengeyi sağlama noktasından değerlendirebilmek son derece önemlidir. Bunun için tasavvufî eğitimde kullanılan zikrin kişinin manevî gelişimine, psikolojik iyi oluşuna, bilişsel farkındalık düzeyine etkisi olduğu gibi nöropsikolojik sahada da etkisi gözlenmekte, beyin bölge ve dalgalarında değişim incelenmektedir. Nöropsikolojininçalışma alanını oluşturan öğrenme, bilme ve idrak etme, tasavvufun da temel konuları olan bilgi, varlık ve ahlâk kavramlarının bir kısmıyla örtüşmektedir (Tek, 2021: 49-68).
Zikir terapi ile kişi anlayarak tekrar ettiği sözcüklerle prefrontal kortexi besler ve bu durum beyin dalgalarından alfa beyin dalgalarını artırıp hızlandırırken, limbik sistemi de düzene sokar. Kişinin algılama, odaklanma ve kişiliği üzerinde etkili olan bu bölüm zikir ile uyarıldığında daha sağlıklı ve sakin bir ruh haline sahip olurken, zihinsel ve manevi gelişim açısından da desteklenmiş olur. Limbik sistem duygu ve hafızayı düzenleyen bir fonksiyona sahiptir. Araştırma bulgularına göre bu limbik sistem zikir ve Kur’ân-ı Kerîm’in mealen okunması sırasında aktive olur. Ayrıca anlayarak yapılan zikir ve anlamını bilerek okunan Kur’ân-ı Kerîm’in duyguları uyandırdığı ve beynin epizodik belleğe eriştiğini kanıtlamaktadır (Fauzan & Rahim, 2018: 11). Bir diğer araştırmada beynin kendi frekansını kulak yoluyla aldığı ses uyaranının frekansına göre ayarladığı görülmüştür. Zikrullah ile oluşan ses uyaranları ve titreşim beyindeki alfa ve beta dalgalarını etkilemiştir. Bir araştırma sonucuna göre, zikrullahın insan beynindeki nörotransmitterlere endorfin üretmeleri için bir uyaran olarak alfa dalgaları sunabildiği kanıtlanmıştır. Zikir esnasında oluşan titreşimin bireyin beyin sistemi üzerindeki etkisinin direk insan sağlığı ile alakası tespit edilmiştir (Iskandar, 2019: 71).
Örneğin, bir çalışmada zikir ve Kur'ân-ı Kerîm’in mealli okunması sırasında delta dalgası baskın dalga, teta ise ikinci baskın dalga olmuştur. Beyin bölgesi olarak, prefrontal, frontal ve temporal korteks baskın beyin bölgeleri olarak gözlemlenmiştir. Yani kişi zikir halinde iken beyinde aktif bir süreç (zihinsel imgeleme, duyuların işlenmesi, epizodik hafıza, dil ve konuşma üretimi, görselleştirme, üstbiliş algısı, nöral senkronizasyon) gözlenmiştir (Fauzan &Rahim, 2018: 12).
Zikirdeki işitsel uyaranlar, ritmik sesler ve hareketler beyni direk etkilediği gibi duyuşsal, bilişsel alanlardan sorumlu beyin dalgalarının fonksiyonlarını da artırmıştır. Nöropsikolojik olarak zikrin etkisi daha net anlaşılmaktadır. Çünkü herhangi bir duyu organından gelen sinyaller, içkulaktan gelenlerle birlikte korteksteki bilinç bölgelerine iletilmeden düşünce mekanizmasının merkezi olan orta beyine gelir ve burada birbirleriyle entegre olur. Buradaki fonksiyonundan hareketle içkulak sadece kişinin dengeli durmasının ötesinde dengeli düşünmesini de sağlar. (Özelsel, 2008: 166).
Beyin fonksiyonlarını ve dalgalarını etkileyen zikir ile bir nevi trans hali yaşayan birey, bu esnada benliğinin Yaratıcısıyla bir olduğunun idrakindedir. Zikir halinde hafî olsun cehrî olsun beyin ritme kenetlenir ve beyin dalgalarında ritmik bir senkronizasyon oluşur. Bu durumda kinetik trans adı verilen bir bilinç durumu söz konusu olur ve kişi içsel bilgi edinim sürecine girer.
Seyrü sülûkun gayelerinden biri olan mârifetullaha erişme durumu bu zikir ve trans durumlarından sonra bireyin Allah-u Teâla ile birlikteliğinden doğan nihai bir aşamadır ve sûfî translarında sâlik, benliğinin Allah ile bir olduğunu hissederek bu nihai aşamaya huzur halinde ulaşabilir (Kalkandeler, 2020: 549, 522). Çünkü bu trans hali ani bedensel hareketler, dönüşler ve başın olağandışı hareketleri sonucu içkulağın uyarılmasıyla oluşur. Transın zikir ile uyarılmasıyla bir çeşit sözsüz psikoterapi devreye girebilir (Özelsel, 2008: 166).
Bilişsel bir eylem olarak ifade ettiğimiz zikrin içerik ve uygulama sahasındaki konumu beyni direk etkileyen ve beyin dalgalarını faaliyete geçirerek bireyde bilişsel, psikolojik ve manevî açılardan olumlu etki oluşturan bir yerdedir. Limbik sistem üzerindeki etkisi, delta ve alfa dalgalarının artışındaki gözlemler zikrin beyin endeksli tarafını gösterirken, ruhî yapısındaki değişiminde aslında bilinçli bir şekilde oluştuğunu göstermektedir. Her şeyin belli bir amaca hizmet ettiği gibi zikirde ruhî ve manevî gelişimi sağlarken aslında bilişsel farkındalık ve gelişim üzerinde etkisini göstererek kalıcı bir değişim ve dönüşüme sebep olmaktadır.
Tasavvufî eğitimde zikir kulun kemalât sürecinde ilerlemesini sağlayan, kendi içerisinde uygulama farklılıkları arz eden, kalp tasfiyesi ve nefs terbiyesi odaklı, kişilik bütünlüğünü koruyucu ve geliştirici etkiye sahip bir uygulama ve seyrü sülûk’un mihenk taşıdır. Zikir ile letâifte (kalb, ruh, sır, hâfî, ahvâ) yükseliş sağlamak, nefsi terbiye ederken nefsin yedi mertebesinde (nefs-i emmare, nefs-i levvâme, nefs-i mülhime, nefs-i mutmâinne, nefs-i râziyye, nefs-i mârziyye, nefs-i kâmile) ilerlemek hedeflenir.
Tarikatlardaki çeşitli uygulamalarla (cehrî, hafî, kuûdî, kıyamî gibi) kişinin tekâmülü sağlanırken bireysel ve sosyal olarak ruhî eğitim verilir. Zikrin manevî gelişime etkisi ve ruhî boyutu dönüştürmesi terapötik bir etkiye sebep olur. Bu etkiden dolayı zikir terapi olarak da uygulanabilir. Zikir terapide nefes çalışmaları, doğru nefes alıp verme egzersizleri, doğru zikir pratikleri, anlamını bilerek zikir ritüelinin icrâsı, enerjisi yüksek kelimelerin kullanılarak (lafza-i celâl, kelime-i tevhid, salavât, Esmâ-i Hüsnâ gibi) kutsal ile bağ kurma çalışmaları yapılabilir. Sûfî psikoterapi olarak da ifade edilen bu süreç kişide bütüncül açıdan değişime ve gelişime katkı sağlar.
Psikolojik iyi oluş ve ruhî gelişimin yanı sıra zikir, bilişsel gelişim ve farkındalık üzerinde de önemli etkiler bırakır. Dikkat, algı, odaklanma ve imgelem oluşturma üzerindeki pozitif etkisi bireylerde bilişsel düzeyde bir gelişim ve farkındalık oluşturmakta, bilinç düzeyini artırmaktadır. Algısal gerçeklik ve kutsal olanla bağ kurma sürecinde birey bilişsel açıdan da aktif olduğu için süreç içerisinde hâl değişimi ile manevî ve bilişsel bir gelişim sergiler. Zikir bir trans deneyimi olarak ele alındığında da olumlu bir etkilenim durumu söz konusudur. Çünkü trans; algıların farklılaştığı, ritmik kenetlenmenin sağlandığı bir bilinç durumudur ve bireyin bilişsel farkındalık düzeyini yükseltmekte, bireysel ve sosyolojik bağ kurabilmesini sağlamaktadır. Ayrıca zikir ibadetinin belli bir düzen ve düzlemde olması beyin dalgalarının aktif ve yerinde çalışmasına zemin hazırlar. Beyin dalgalarının aktifleşmesi beyindeki amigdala, prefrontal kortex bölgelerini uyararak limbik sistemin çalışmasını düzenlemekte, zikir anında aktif bir beyin yapısı oluşturmaktadır…’’
KAYNAKLAR
Amasya Üniverstesi İlahyat Dergisi - Haziran 2024
Afidah, Ida vd, “Sufistic Approach Psychotherapy as a Mental-Spiritual Development Effort”, Advances in Social Science, Education and Humanities Research, 658 https://doi.org/10.2991/assehr.k.220407.075.
Akot, Bülent. Tasavvufun 200’ü. Ankara: Otto Yayınları, 2017.
Aksöz, Tuncay. “İnsan Benliğinin Arınması”. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 17/31 (Haziran 2015), 81-101.
https://doi.org/10.17335/sakaifd.219896.
Anissian, M. Eros in Sufism: Journey to Mystical Love. USA: Pacifica Graduate Institute, Doktora Tezi, 2005.
Arabî, Muhyiddin İbn-i. Füsusû’l Hikem. çev. Ekrem Demirli. İstanbul: Kabala Yayınları, 2008.
Arman Kalkandeler, A. (2020). “Ritmik kenetlenmenin psikolojik etkileri ve trans deneyimi: Bir gözden geçirme çalışması”. Nesne 8(18), 548- 559. DOI: https://doi.org/10.7816/nesne-08-18-12 Aynî, Mehmet Ali. Tasavvuf Tarihi. İstanbul: Büyüyen Ay Yayınları, 2017.
Bayzan, Ali Rıza. Sûfî ile Terapist. İstanbul: Etkileşim Yayınları, 2015), 34.
Cebecioğlu, Ethem. Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü. İstanbul: Ağaç Kitapevi, 2009.
Cengiz, Muammer. “Mahmûd Şebüsterî’ye Nisbet Edilen Mir’âtü’lmuhakkikîn Adlı Eserin Abdullah Salâhî Uşşâkî Tarafından Yapılan Tercümesi”. Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi 16/35 (2015), 277-278.) Çetin, Özer. “Sufîlerce Kendini Dönüştürme Eğitimi Olarak Uygulanan Zikir Ritüelinin Bilişsel Psikoloji Açısından Analizi”. Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 16/31 (Haziran 2017), 1-28.
https://doi.org/10.14395/hititilahiyat.333278.
Erzurumî, İbrahim Hakkı. Marifetnâme. sad. Durali Yılmaz, Hüsnü Kılıç. İstanbul: Temel Yayınları, 1981. Fauzan Norsiah & Abdul Rahim, Normardina. “Brain Waves in Response To Al-Quran & Dhıkr”.
Frager, Robert. Sufi Terapistin Sohbet Günlüğü. çev. Ömer Çolakoğlu.
İstanbul: Sufi Kitap Yayınları, 2017.
Freud, Sigmund. Grup Psikolojisi ve Ego Analizi. çev. Büşra Yücel. Ankara: Alter Yayıncılık, 2014.
Gazzâlî, Ebu Muhammed el- İhyâu U’lûmi’d-Din I. çev. Ahmet Serdaroğlu.
İstanbul: Bedir Yayınları, 2012.
Gazzâlî, Ebû Hâmid Muhammed. Kimyâ-yı Saâdet çev. Faruk Meyan.
İstanbul, Bedir Yayınevi, 1977.
Grof, Stanislav & Grof, Christina. Holotropik Nefes Çalışması Kendini Keşif Yolunda Yeni Bir Yaklaşım. çev. Cengiz Yücel. İstanbul: Ray Yayıncılık, 2013.
Güleç, Cengiz. Psikoterapiler. Ankara: Say Yayınları, 1993.
Hânî, Muhammed b. Abdullah. Âdâb. çev. Ali Hüsrevoğlu. İstanbul: Erkam Yayınları, 2008.
Helminski, Kabir. Bilen Kalp Ruhsal Dönüşümün Sûfî Yolu. çev. Refik Algan.
İstanbul: Dharma Yayınları, 2006.
Hökelekli, Hayati. Din Psikolojisi. İstanbul: Diyanet Vakfı Yayınları, 2017.
Irhas vd, “The Power of Dhikr: Elevating Intellectual, Emotional, and Spiritual Quotients”, Journal of Islamic Education Al-Hayat 7/2 (2023), 601-610. https://doi.org/10.35723/ajie.v7i2.434
Iskandar M. Dirhamsyah vd. “The Effect of Dhikrullah on Brain Health According to Neuroscience”. Asian Social Work Journal, 4/2 (2019), 71- 77.
Işıtan, İbrahim. Sûfî Psikolojisi Sülemî’ye Göre Sûfî Benlik Dönüşümü.
Ankara: Divan Kitap, 2014.
Işıtan, İbrahim. “Nakşî Eğitim Metodunun Sûfî Psikolojisi Açısından Tahlili”. Buhara’dan Konya’ya İrfan Mirası ve XII. Yy. Medeniyet Merkezi Konya. ed. Dilaver Gürer vd. Konya: Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları, 2019.
Işıtan, İbrahim. Sûfî Psikolojisi Yazıları II. İstanbul: Divan Yayınları, 2020.
İbn Manzûr, Muhammed b. Mükerrem. Lisânü’l-Arab nşr. Abdullah Ali el- Kebîr. Beyrut: Daru Sadır, 1994.
İskenderî, İbn Atâullah el. Miftâḥu’l-felâḥ ve Misbâḥu’l-Ervâḥ. nşr.
Muhammed Zeynühüm Muhammed Azeb. Kahire, 1993.
İskenderî, Ebü'l-Fadl Tâceddin Ahmed İbn Ataullah. Miftâhu’l-felâh ve Misbâhu’l-ervâh fî Zikrullah 'l-Kerimi'l-Fettah. thk. Muhammed Tayyib b. Bahaeddin Hindi. Dimaşk: Darü’l-Ferfur, 2000.
İskenderî, İbn Ataullah. Zikir Miftâhu’l-felâh ve Misbâhu’l-ervâh fî Zikrullah.
çev. Mehmet Akıncı. İstanbul: Nefes Yayınları, 2015.
Jung, Carl Gustav. Jung Psikolojisi Bir Psikoloji ve Modern Psikanaliz Kuramı.
İstanbul: e-Kitap Yayıncılık, 2014.
Kalkandeler, Ayşe Arman. Ritmik Kenetlenmenin Psikolojik Etkileri ve Trans Deneyimi Bir Gözden Geçirme Çalışması”. Nesne 8/18 (2020), 548-559.
Kara, Mustafa. Tasavvuf ve Tarikatlar. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2013.
Karam, Carrie York. İslami Yönelimli Psikoterapi. İstanbul: Ciddi Yayınları, 2023.
Kayıklık, Hasan. Tasavvuf Psikolojisi. Ankara: Akçağ Yayınları, 2011.
Kelâbâzî, Muhammed b. İbrahim. Doğuş Devrinde Tasavvuf Ta’arruf, çev.
Süleyman Uludağ. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2021.
Kılıç, Mahmud Erol. Tasavvufa Giriş. İstanbul: Sûfî Kitap, 2012.
Kuşeyrî, Abdülkerim. Tasavvuf İlmine Dair Kuşeyrî Risalesi. çev. Süleyman Uludağ. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2016.
Kübrâ, Ebü’l-Cennâb Necmüddîn-i. Tasavvufta On Esas: Usulü’l-Aşere Şerhleri. çev. Süleyman Gökbulut. İstanbul: İnsan Yayınları, 2018.
Küçük, Hülya. Tasavvuf ve Tıp Selim Kalbin Fizyolojisi. İstanbul: Ensar Yayınları, 2018.
Lia Juniarni vd, “The Efficacy of Dhikr Therapy on Anxiety in the Elderly People With Decreased Cognitive Function”, Malaysian Journal of Medicine and Health Sciences 8/17 (Aralık, 2022), 139-146.
Mahir, Seyyid Hafız Ahmed. Hikem-i Atâiyye Şerhi. İstanbul: Sûfî Kitap, 2022.
Namlı, Ali. Abdülvehhâb eş-Şa‛rânî Hayatı, Eserleri, Tasavvufi Görüşleri.
İstanbul: Marmara Üniv. İlahiyat Fak. Yay., 2015.
Nicholson, Reynold A. İslam Sûfîleri. çev. Mehmet Dağ vd, İstanbul: Büyüyenay Yayınları, 2014.
Öngören, Reşât. “Zikir”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 44/411- 413.
Ankara: TDV https://islamansiklopedisi.org.tr/zikir#1 Özel, Ahmet Murat. İbn Atâullah el-İskenderî’nin Hayatı ve Şahsiyeti.
İstanbul: İnsan Yayınları, 2014.
Özelsel, Michaela Mihriban. Halvette Kırk Gün Psikolog Dervişenin Halvet Günlüğü ve Bilimsel Çözümlemesi. çev. Petek Budanur Ateş. İstanbul: Kaknüs Yayınları, 2008.
Özgen, Mehmet Kasım. “Tasavvuf Felsefesinde Zikir Kavramı”. Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 1/2 (2013), 215-227. Öztürk, Esma. “Abdülvehhab eş-Şa’rani (ö.973/1565) Perspektifinde Zikir”. İslami Araştırmalar Dergisi 30/3 (2019), 468-478.
Rûmî, Mevlânâ Celâleddin. Mesnevî-i Manevî. çev. Derya Örs, Hicabî Kırlangıç. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2015.
Sâfi Mevlânâ Ali Bin Hüseyn. Reşahat Ayn-el Hayat Can Damlaları. sad.
Necip Fazıl Kısakürek. İstanbul: Kamer Yayınları, 1983.
Sağır, Cemile. “Ben ötesi Psikolojide Yer Bulan Tasavvuftaki Manevî Uygulama ve Ahlâkî Değerler”. Tasavvur- Tekirdağ İlahiyat Dergisi 9 / 2 (Aralık 2023), https://doi.org/10.47424/tasavvur.1356883
Sühreverdî, Ebu Şehabeddin. Avârifü’l-Maârif Gerçek Tasavvuf. çev. Dilaver Selvi. İstanbul: Semerkand Yayınları, 2016.
Şa‛rânî, Abdülvehhâb. El-Envâru’l-Kudsiyye fî Mârifeti Kavâidi’s-Sûfiyye.
thk. Taha Abdülbâki Surûr & es-Seyyid Muhammed Abdü’ş-Şâfiî. Beyrut: Mektebetü’l-Maarif, 1988.
Tenik, Ali. Ahmed Kuddusî ve Tasavvuf Düşüncesi. Niğde: Borlu Ahmed Kuddusî Vakfı Yayınları, 2012.
Tenik, Ali & Göktaş, Vahit. “Tasavvufî Düşüncede Zikir ve Zikrin Benlik İnşâsına Etkisi”, Toplum Bilimleri Dergisi 8/15 (Ocak 2014), 250-263.
Tek, Abdurrezzak. Tasavvufun Ana Konuları. İstanbul: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2021.
Terry, W. Scott. Öğrenme ve Bellek çev. Banu Cangöz, (Ankara: Anı Yayıncılık, 2011), 311.
Tirmizî, Hâkim-i. Hatmu'l Evliya Veliliğin Sonu / Velayet- Nübüvvet Tartışması. çev. Salih Çift. İstanbul: İnsan Yayınları, 2018.
Tûsî, Ebû Nasr Serrâc. el-Lüma’ İslâm Tasavvufu. çev. Hasan Kâmil Yılmaz.
İstanbul: Erkâm Yayınları, 2019.
Uludağ, Süleyman. Tasavvuf Terimleri Sözlüğü. İstanbul: Kabalcı Yayınları, 1993.
Bunalım Dönemi mi, Kemâlâta Erişme Fırsatı mı?
Hali hazırda birçok ebeveyn’in yaşadığı ve birçoğununda gelecekte yaşayabileceği bu soruna Yazar Çeleğen farklı bir perspektiften bakmış. Kısa bir özet:
''Bilim ERGENLİK bunalımı ‘hormonel değişim’ olarak görüp ergenliğin biyolojik bir neticenin sonucu olduğunu söylese de herkeste ergenlik bunalımının görülmemesi veya aynı tesirde olmaması bilimin bu söylemini tam anlamıyla karşılamamaktadır. Eğer ergenlik biyolojik bir durum olsa, ilk başta peygamberlerde görülmesi gerekir.
Çünkü peygamberler beşeri yönleriyle de insanlara örnek olarak gönderilmiştir.
Ergenlik dönemi için peygamberlerin hayatına baktığımızda, bir tanesinin bile hayatında ergenlik bunalımına rastlanmaması bunun biyolojik bir sonuç olmadığını göstermektedir. Eğer fıtrî olsa, bizlere örnek olması açısından bazı peygamberlerde görülmesi gerekirdi.
Mesela, peygamberler de bizler gibi bebek olmuşlar, bebeğin tüm özelliklerini taşımışlar, ağlamışlar, anneleri hatta süt anneleri tarafından emzirilmişler. Çocuk olmuş oyun oynamışlar, ama ergenlik dönemine gelince hiçbirisi bunalım yaşamamış.
Sinirli, agresif olmamış. Ailesi ile dünyevî konular için ters düşmemiş. Kendini küçük görmemiş. İntihar etme gibi bir düşünceye kapılmamış.
Peygamber Efendimiz aleyhissalâtu vesselamın hayatına baktığımızda ergenlik sorunu diye bir sorunlu dönem bulunmamaktadır. Hatta hayatı bu dönemlerde yetim ve öksüz olarak amcasının koruması altında geçmiştir. Peygamberlerin ve Peygamber Efendimizin hayatında böyle bir bunalımlı dönemin bulunmaması önemli bir husustur. Üstelik peygamberlerin hayatında böyle bir dönem bulunmadığı gibi, Allah’ın da bu yaş dönemindeki kullarını kendine muhatap kabul etmesi, dikkatle incelenmesi ve üzerinde durulması gereken bir husustur.
Hiçbir asırda da bizim asrımızdaki gibi bir ergenlik sorunu görülmemektedir. Abdülkâdir Geylânî, Bağdat’a ilim tahsili için yola çıktığında ergenlik yaşındaydı. Üç yıl Bağdat’ın girişinde bekletildiğinde on beş yaşındaydı. Said Nursî zalim Mustafa Paşa’yı adalete çağırdığında ergenlik yaşındaydı. Yüz kadar âliminin sorularına cevap verdiğinde ergenlik yaşındaydı. Said Nursî, “Bediüzzaman” lakabını aldığında ergenlik yaşındaydı. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettiğinde ergenlik yaşındaydı.
Daha yüz yıl öncesine kadar ergenlik yaşında dediğimiz insanlar büyük sorumluluk almaktaydı. Aile reisi olmakta, ailenin tüm sorumluluğunu üstlenmekteydi.
Ergenlik yaşına gelene kadar olan çocukluk dönemini de göz ardı etmemek gerekir. Günümüzde ise yalnız eğlenmek ya da dünyevî yönden eğitim üzerine bir çocukluk planı algılayışı var. Dil öğrenme, spor ve mûsikî çalışmaları 4-5 yaşlarında başlarken, dinî eğitim ‘daha çocuk’ engeline takılıyor. Modern eğitim, çocuğun olgunluğa geçişini engelliyor. Osmanlı’da 4 yaş, 4 ay, 4 günlük olunca törenle ilim öğretmeye başlatıp çocuğun kemâlâtla tanıştırıldığı yaşta bizler çocukları oyun için anaokullarına gönderiyoruz. Manevî âlemin kapısını onlara aralatmıyoruz. Elbette 4 yaşında eğitime başlayan ve manevî eğitimin kapısını aralayan bir çocuk on iki, on üç yaşında olgun bir döneme gelir ve ergenlik sorunu kalmaz.
Kemâlâtla tanıştırılmadan çocuk söylemi ile geçen bir dönemden sonra çocuğa “büyüksün, ergensin, reşitsin, mükellefsin” dayatması elbet çocukta şoke olma hali getirir. Bu şoke olma durumuna ise bilim, “ergenlik dönemi” demekte ve çözüm arayıp bu dönemdekileri hasta kabul edip, tedavi yöntemleri bulmaya çalışmaktadır. Ruhsal anlamda büyümeyen çocuk, bedeninin büyümesiyle şoke olur.
Aynı zamanda manevî anlamda bir erişkinliğe gelmeyen çocuğun da mükellef olması ve ibadet yapmasıyla günahlardan kaçması gerektiği zorunluluğu onu şaşırtır. Çocuk hazırlıksızdır, bu sırada nefsi ile tanışır. Nefsin isteklerine dur diyecek bir ön hazırlık yoksa, ergen günah işlemeye başlar. İlk günahın amel defterine düşüşünü ergen hisseder. Günah kalbini yakar. Bu yakışın adı ise ergenlik bunalımı olur. Bu bunalımdan haklı olarak anne ve baba acı çeker. Çocuğun yetişmesinde ahiret vebali olan ebeveynler çocuğunun ergenlik bunalımları ile şaşkına döner.
Peygamberlerin hayatında görülmeyen bu durumu hayatın bir kuralı gibi sunan bu asır, çocukların bilinçaltına da “ergenlik dönemine giriyorsun” diye telkinler sıralar…
ON ÜÇ-ON SEKİZ YAŞ arası ergenlere arkadaşlarının hangi özelliklere sahip olması sorulduğunda şu cevaplar alınmış;
sır tutan
güvenilir
dürüst
sadık
kendini anlayan
içten
problem dinleyen
her zaman canla başla dinlemeye hazır olan…
Soru yöneltilen ergenlerin hepsi Allah Resulü’nü tanımlıyorlardı. Allah Resûlü ergenlerin bu istedikleri özelliklerin hepsine ve daha fazlasına sahipti. Peygamber Efendimiz aleyhissalâtu vesselam, Ensar’dan yirmi genci yanından hiç ayırmazdı. Allah Resûlü her vazifede onları koşturur, her önemli vazifeyi onlara verirdi.[1]
Allah Resulü, gençleri hep onore ederdi. İleriye taşır, öne geçirirdi. Anlamsız hürmet taassuplarından uzak hem onları hürmetli, saygılı gençler yapar hem de yaşlıların arkasında bırakmazdı. Büyükler önde gider, her şeyi onlar yapar, büyükler büyük vazifeleri üstlenir, gençler daha çocuktur, deneyimsizdir, ileride yapar, düşüncesinde değildi. Her işte gençleri vazifelendirir, onların tecrübe kazanmalarını sağlardı.
Gençlere görev vermek, onlara güvenmekti. O gençlere hep güvendi. Gençlere görev vermekten kaçınmak, yaşlıların egosundan kaynaklanırdı. O, insanları kabiliyetlerine göre değerlendirdi.
Şu an pedagojide ‘ergenlik dönemi ve bunalımı’ diye bir kavram mevcut. Ebeveynler bunun sıkıntısını yaşıyor. Sünnete baktığımızda böyle bir bunalımlı evre görülmüyor. ‘Ergenlik bunalımı’ diye Peygamber Efendimizin bir ifadesi de bulunmuyor.
Bilim, ergenlik dönemini fırtınalı ve sorunlu kabul ederken; Allah Resûlü bu yaşlardaki gençlere ciddi sorumluluklar veriyor. On sekiz yaşındaki ergeni İslâm ordusuna komutan yapıyor. Yirmi yaşındaki ergeni Mekke gibi bir şehre vali olarak atıyor.
Bilim, bu yaş döneminde ergen fiziksel olarak sorunlu olur diyor. Onun yanındaki ergenin fiziksel sorunu olmadığı gibi fiziğine gülünmesine aldırış bile etmiyor, fiziğinin çirkinliğini bu dünya için dert etmediği gibi “Acaba cennete bu fizikle beni alırlar mı” diye Allah Resûlü’ne soruyor. O denli masum, o denli tasasız, o denli ahireti düşünen. Çünkü bu yaşta oluşan “beden imajı” ben imajı ile alakalıdır. Rabbin rızasını düşünen benini düşünmez. Rabbini düşünen cismini hele hiç düşünmez.
Bilim, bu yaş evresinde ergen itaat etmez diyor. Burada bir tezat görülüyor. Bu yaş döneminde artık Rabbe bilinçli itaat başlıyor. Ergenlik itaat kavramının tamamlandığı evre oluyor. Allah Resûlü’nün yanındaki ergenlerde itaatsizlik diye bir durum söz konusu olmuyor.
Bilim, bu dönemde ergenin dünya kaygısı olur diyor. Allah Resûlü’nün yanındaki ergen dünyayı önemsemiyor, terk edebiliyor. Çünkü ergene nereyi önemli gösterirsen orayı önemser. Dünya kaygısı fizyolojik bir durum değil, yönlendirme ile oluşan bir haldir.
Bilim, bu yaş evresinde ergenin egosu güçlü olur, tenkidi kaldırmaz, dıştan gelen etkiye kapalı olur diyor. Ergeni madde ile bağlı kılarsanız egosu güçlenir, tenkit kaldırmaz, kendini her şeye kapatır, ona ulaşacak kapı bulunmaz. Çünkü nefsi açılmış, kalp ve diğer duyguları kapatılmıştır. Durum tersine olunca bu dönemde herkesten çok sever, herkesten çok şefkat eder, çünkü nefis daha iş başına geçmemiştir. Nitekim Allah Resûlü’nün yanındaki gençler herkesten daha çok seviyorlardı.
Bilim ile sünneti kıyaslamak için bu örnekler çoğaltılabilir. Ergenlik yaşını bunalım yaşı olarak gösterip bunalımlı bir ilk gençlik devresi geçirtildikten sonra kişinin sağlıklı ve hayatı kucaklar maddî ve manevî idealleri olan birey olması biraz zordur.
Peygamber Efendimizin ifadelerinde ergenlik dönemi diye bir ifade olmadığı gibi bu dönemi mükellefiyet dönemi olarak gösteriyor. Bunalım değil, kulluk dönemi. Çocukluktan çıkıp Rabbe yönelme, muhatap olma dönemi. Kısaca idrakiyet dönemi...
Sanırım şimdi eğitimdeki yalpalanmalarda, çocukların ve ergenlerin eğitiminde karşılaştığımız sorunların temelinde sünnetten ayrılmamız var. Çünkü çocukları eğitirken pedagoglar ile bağlantı kurdurmaktayız. Onları, ‘Rab’ isminin önüne geçirmekte ve onların yardımını beklemekteyiz. Şu anki eğitimin en büyük sorunlarından biri dünyevîleşme ile ebeveynin ‘ben kavramı’ ve sebeplerdir. Ebeveyninin “Ben eğiteceğim” diyen enesi eğitime perde olurken sonra da araya koyduğumuz pedagoglar ve eğitim yöntemleri sünnetle araya giren sebep perdesi olmaktadır.
Unutulmamalıdır ki Peygamber Efendimizin davranışlarında sünnet dediğimiz bu kurallarda ilâhî eğitimin ergene bakan yönü vardır. Sünnete tutunmadan, Allah ve Resûlü’nün terbiyesindeki himmeti almadan her eğitimin eksik sonuçlar vermesi kaçınılmazdır.
Ergenliği bazı bilim adamları 12-23 yaş bazıları da 12-25 yaş arası olarak kabul etmektedirler. Allah Resûlü bu yaş dönemlerindeki ergenlerle İslâm’ı dünyaya yaymıştır. En önemli görevleri onlara vermiştir. Etrafı hep ergenlerle sarılı olmuştur. İslamı kabul ettiklerinde sahabilerin çoğunluğu ergendir.[2]
“Sünnette ergen pedagojisinde” ergenlik bunalımı diye bir yaş evresi görülmemektedir. Bu dönem mükellef olma dönemi olarak kabul edilmektedir. Bu dönemde ergene “Reşitsin, Rabbinin artık bilinçli muhatabısın” denilmektedir.’’ (Çeleğen)
(1) Kandehlevî, Hayatü’s-Sahabe, 3/248.
(2) Betül Aydın, Çocuk ve Ergen Psikolojisi, Atlas Yayınları, s. 174.
Nuriye Çeleğen- Sünnet Pedegojisinde Ergenlik
Obsesif Bir Yöneticiyle Çalışıyorsanız
Ne yazık ki, günümüz insanının büyük çoğunluğu psikolojik olarak sağlıklı değil. Özellikle şirketler sahiplerinde çok ciddi psikozlar ve çıkmazlar görüyoruz. Makale, obsesif veya mükemmeliyetçi bir yöneticiyle çalışmanın yaratabileceği zorluklara odaklanıyor.
Mükemmeliyetçilere özgü aşırı kontrol ve detaycılık özellikleri başlangıçta faydalı gibi görünse de, zamanla çalışanlar için stresli ve verimsiz bir çalışma ortamı oluşturabilir. Bu tür yöneticilerle başa çıkabilmek adına stratejik yaklaşımlar belirlemek ve kendi iş tatminini koruyabilmek önemlidir. Bu noktada makalede kısa birkaç noktayı paylaşmak istiyorum;
‘‘Obsesif Yöneticilerin Özellikleri:
- İşlerin her detayına aşırı derecede müdahil olurlar.
- Çalışanların iş süreçlerini kısıtlayarak, bağımsızlıklarını azaltabilirler.
- Jeff Bezos (Amazon) ve Elon Musk (Tesla, SpaceX) gibi örnekler bu tür yöneticilerin başarılarına rağmen çalışanlar üzerindeki baskıyı artırabileceğini gösterir.
- Takımların hata yapma korkusu nedeniyle özgüvenleri zedelenebilir ve yenilikçi fikirler sunmaları zorlaşabilir.
- Çalışanlar detaylara takılıp büyük resme odaklanmakta zorlanabilir.
- Sürekli kontrol ve düzeltilme talebi, motivasyonun düşmesine yol açabilir.
Çözüm:
- Yapılan işleri detaylarıyla ve kanıtlarla belgelendirin. Bu, yöneticinizin endişelerini gidermeye yardımcı olur.
- Projedeki öncelikleri ve başarı kriterlerini yöneticinizle açıkça belirleyin, böylece gereksiz detaylarda kaybolmazsınız.
- Proje içinde sık sık geri bildirim almak, yöneticinizin ileride ortaya çıkarabileceği sorunları önceden çözmenize olanak sağlar.
- Yöneticinizin tavırlarını kişisel algılamamaya çalışın ve sakin, pozitif bir yaklaşım sergileyin.
- İş stresini azaltacak aktiviteler yaparak duygusal sağlığınızı koruyun.
- Güvenli bir iletişim ortamı yaratın ve ekip çalışmasını destekleyin. Bu, baskının yaratıcı fikirleri kısıtladığı durumlarda dayanışmayı artırır.
- Mükemmeliyetçiliğin sürdürülebilir olmadığını ve tükenmişliğe neden olabileceğini fark edin.
- Başarı, sadece detayların mükemmelliğiyle değil, işin değerli etkisi ve katkısıyla ölçülmelidir. ‘‘ Kaynak
Modern Tıp Temelde Bozuk
Sadece 5-10 dakikada modern tıbbın hali hazırdaki durumunu yıllar önce ifade etmişti. Kısa bir özet:
1. Hastalıkların Sebebi ve Modern Tıbbın Yanılgısı
Hastalık, yanlış yaşam tarzının bir sonucudur. Baş ağrısı bir hastalık değil, yanlış alışkanlıkların beden üzerinde oluşturduğu etkidir. Modern tıp, hastalıkların kökenine inmek yerine semptomları tedavi etmeye çalışır ve bu yüzden başarısızdır. Tıp kitaplarında hastalıkların sebepleri detaylı olarak açıklanmaz; oysa sebebi bilmeden tedavi etmek imkânsızdır. Basit yaşam tarzı değişiklikleri ile birçok hastalık önlenebilir, ancak modern tıp karmaşık ve yanlış yolları tercih eder.
2. Şifa ve Yaşam Tarzı
Şifa, yaşam tarzını düzeltmekle başlar. Haramlar insanın bedenine ve ruhuna zarar verirken, helaller sağlık ve iyilik getirir. Gıdalardaki katkı maddeleri, sentetik ürünler ve kimyasallar insan bedenini hasta eder. Şifa bulmak için öncelikle haramlardan uzak durulmalı, helal ve doğal bir yaşam tarzı benimsenmelidir. Ateş, hastalık değil, vücudun kendini arındırma mekanizmasıdır. Ateş sırasında vücut zararlı maddeleri eritip dışarı atar; bu bir rahmettir, panik yapılmamalıdır.
3. Gerçek Tıp Prensipleri
Gerçek tıp, beslenme düzeninin düzeltilmesiyle başlar. Eğer beslenme ile iyileşme sağlanmazsa, basit bitkisel ilaçlar kullanılır. Daha karmaşık ilaçlar ise ancak zorunlu durumlarda devreye girer. Hacamat ve sülük tedavileri, birikmiş toksinleri vücuttan uzaklaştırır ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Vücudun neyi nasıl düzelteceğini zaten bildiği, yanlış müdahalelerin bu süreci bozduğu unutulmamalıdır.
4. Çocuk Sağlığı ve Aşılar
Çocuk hastalıkları (kızamık, su çiçeği gibi) bağışıklık sistemini güçlendirmek için gereklidir. Doğal bir bağışıklık süreci yerine aşılarla müdahale etmek, çocukların bedenine ve DNA’sına zarar verir. Aşılar, domuz ve maymun DNA’sı gibi maddeler içerir ve bu maddeler çocukların DNA’sını bozarak onları fiziksel ve ruhsal olarak etkiler. Aktif bağışıklık süreci başlamadan yapılan müdahaleler bağışıklık sistemine büyük zararlar verir.
5. Şifa ve İnanç İlişkisi
İnsan, şifayı yalnızca Allah’tan bulabilir. İlim, Allah’ın bir lütfudur ve ilim sahibi olmak ancak Kur’an’a ve helal-haram dengesine uygun bir yaşamla mümkündür. Şifa, akıl sahibi olmayı gerektirir. Akıl, doğru yaşam tarzı ve inançla kazanılır. Modern tıbbın sunduğu yöntemler insanları şifadan uzaklaştırır; gerçek şifa, inanca dayalı bir tıp anlayışıyla mümkündür.
6. Doğal Tedavi ve Öneriler
Kimyasal ürünler (diş macunu, deterjanlar, parfümler) ve yapay kokular, insan bedenine ciddi zararlar verir. Bu maddelerden uzak durmak, bedenin ve zihnin temizlenmesini sağlar. Ateşlenen çocuklarda ateşi düşürmek için yanlış müdahalelerde bulunmak bağışıklık sistemine zarar verir.
The Economist’in 2025 Teması
The Economist’e göre, 2025 yılında yeni bir savaş bölgesi ortaya çıkmasa bile mevcut jeopolitik gerilimler küresel ekonomiyi etkilemeye devam edecek ve zayıf büyüme trendi sürecek. Dünya GSYİH’sinin ise sadece %2,5 büyümesi bekleniyor.
Derginin belirlediği 10 başlık ise şöyle:
Düşük Enflasyon ve Tüketim Artışı: Enflasyonun düşmesi, Fed dahil olmak üzere merkez bankalarını faiz oranlarını daha da indirmeye teşvik ederek tüketicilerin harcamaya yönelmesini sağlıyor.
Yapay Zeka Yatırımları Hız Kazanıyor: IT harcamaları 3,6 trilyon dolara yükselirken, şirketler yapay zeka teknolojilerine yöneliyor. Büyük Amerikan firmalarının yaklaşık %30'u yapay zekaya 10 milyon dolar veya daha fazla yatırım yapıyor. Bu oran 2024'te %16’ydı.
Yaşlanan Dünya Nüfusu: 65 yaş üstü nüfusun oranı %12’ye ulaşırken, küresel GSYİH’nin yalnızca %10’u sağlık hizmetlerine harcanıyor. İnsan ömrünün uzamasıyla birlikte sağlık yatırımlarına olan ihtiyaç artıyor.
Yeşil Dönüşüm ve Enerji Geçişi: Hükümetler kapsamlı yeşil projeleri destekliyor. Yenilenebilir enerji kaynakları hızla artarken, fosil yakıtlar hala enerji ihtiyaçlarının beşte dördünden fazlasını karşılıyor. Düşük enerji fiyatları enerji dönüşümünün önündeki en büyük engel.
Elektrikli Araçlarda Büyüme: Elektrikli araç teması otomotiv sektörünün parlayan yıldızı. Ancak menzil kaygısı birçok alıcıyı plug-in olmayan modellere yönlendiriyor.
Havayollarında Karbon Taahhütleri: Havayolları karbon emisyonlarını azaltma taahhüdünde bulunduğu bir dönemde, uçak siparişleri artıyor. Uluslararası turist sayısının 1,6 milyara ulaşmasıyla birlikte, turizm tüm sera gazlarının %5-8’ini oluşturuyor.
Konut Piyasalarında Endişeler: Konut piyasaları politika yapıcıların ve düzenleyicilerin radarında. Ev fiyatları globalde yüksek seyrederken, Çin’de düşüş var.
Yeşil Politikalar ve Metal Talebi: Küresel metal fiyatları %7,5 artarken, otomobil bataryalarından kablolara kadar her şeye olan talep artıyor. Bu durum bakır ve çelik gibi metallerde yoğun talep yaratıyor.
Altyapı Harcamaları Artışı: Çevresel hedefler, dünya genelinde altyapı yatırımlarını artırıyor. Sabit sermaye yatırımları 28 trilyon dolara ulaşarak küresel GSYİH’nin dörtte birini oluşturuyor.
Deniz Taşımacılığında Yeşil Dönüşüm: Deniz taşımacılığı sektörü, karbon emisyonlarının %40’ını AB’nin emisyon ticaret sistemine dahil ediyor. Ayrıca, jeopolitik gelişmeler denizcilik sektörünü etkiliyor.
‘‘Fıtrata Zulüm …’’
Üstad: ''Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.’’
’'Eşyada asıl olan, mübahlıktır; ancak Din’in veya Şeriat’ın haram kıldıkları haramdır; helâl ilan ettiği veya hakkında sükût buyurduğu şeyler ise mübah olmaya devam eder. Cenab-ı Allah (c.c.), hakkında haram-lık hükmü verilmesini irade buyurduklarını haram kılmış ve bunun ötesinde soru sorulmasını dahi yasaklamıştır:
''Ey iman edenler! Cevaplandığında ve açıklandığında hoşunuza gitmeyecek meselelerden, Din’i yaşamanızı zorlaştıracak konulardan sormayın. Kur’ân fasıl fasıl indirilir ve size tebliğ edilip dururken sorup açıklama isterseniz, açıklanması gereken gerektiği ölçüde zaten size açıklanmaktadır. Sorduğunuz veya soracağınız pek çok şeyler vardır ki, Allah onlardan sizi muaf tutmuştur. Allah, bağışlaması pek bol olandır, kullarının hataları karşısında çok sabırlı, çok müsamahalıdır.”’’
''Önceki peygamberler döneminde, bazılarının Cenab-ı Allah’ın haram kılmadığını haramlaştırması veya bir şey üzerinde yersiz ihtilâflar ve münakaşalar cereyan etmesi ya da sürekli Hz. Allah’ın ahkâmına muhalefet ve taşkınlık sebebiyle Cenab-ı Allah’ın bazı şeyleri haram kılması vuku bulmuştur. Meselâ, Yahudiler için iç yağının haramlığı gibi, Sebt Günü’nün, yani Cumartesi günü çalışmama haramlığı da böyle, âdeta cezaî ve terbiyevî bir haram kılmadır:
“Sebt (Cumartesi) günü çalışmanın haramlığı, (İbrahim’in inancını ve yolunu izleyen bütün topluluklara değil,) ancak o gün konusunda ihtilâfa düşenler hakkında hükmedildi. Rabbin, ihtilâf ettikleri hususlarda aralarındaki hükmü Kıyamet Günü elbette verecektir.”
Yiyecek, içecek ve davranışlarda haram kılınanlar çok değildir ve bu bakımdan helâl dairesi, değil sadece hayatı zarurî ihtiyaçları tatmin ölçüsünde sürdürebilecek kadar, belki selim zevk, lezzet ve keyifleri bile tatmin edecek ölçüde geniştir. Yine Hz. Bediüzzaman’ın buyurduğu gibi, dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isteyen de, meşrû dairedeki keyifle yetinmelidir; çünkü bu, keyfe kâfidir.
Dolayısıyla harama girmeye katiyen lüzum yoktur; harama girme, bütünüyle haddi aşmadır, fıtrata tecavüzdür, yoldan çıkmadır.’’ (Külli Kaideler)
Kişisel İşletim Sisteminin Yeni Versiyonu
Etkili olmak isteyen insanlar, yeni gerçekliklerin önünde kalmak için önceliklerini, rollerini, zamanlarını ve enerji uygulamalarını sürekli olarak uyarlarlar…
Hayatınızda kişisel işletme modelinizi gözden geçirmeniz ve güncellemeniz gereken birçok dönüm noktası vardır: yeni bir role başlamak, farklı bir yere taşınmak veya CEO olarak ikinci bir döneme başlamak gibi kariyer dönüm noktalarında; şirketiniz için büyük bir iş dönüşümü, yeni bir strateji, yeni bir organizasyon yapısı, çalışan katılımında düşüş veya yeni bir ofise dönüş politikası gibi yeni gerçeklerle karşı karşıya kaldığınızda; veya sağlık sorunları, ilişki değişiklikleri veya acil aile ihtiyaçları gibi sorunlar karşısında kişisel öncelikleri ayarlarken…
Peki bunu nasıl gerçekleştireceğiz. McKinsey'nin bir araştırmasında kişisel işletim sisteminde dört temel bileşen var:
Öncelikler
* Farklı paydaşların sizden ne beklediğini tamamen anlayabildiniz mi?
* Dönüşüme dair kritik tartışmalara hazır mısınız?
* Yapmakta olduğunuz bir şeyi şu anda bırakabilir misiniz?
Rol
* Sadece sizin yapabileceğiniz işlere mi odaklandınız?
* İşlerin hallolması için pozitif bir destek etkisi oluşturabiliyor musunuz?
* Sizin arkanızı kim kolluyor?
Zaman
* Planlamanız ve zaman çizelgeniz ne ölçüde sıkışık ne ölçüde rahat?
* Zamanınızı yönetmek için nasıl bir ritim uyguluyorsunuz?
* Toplantılardan en fazla fayda elde etmek için nasıl bir yeniden tasarım yapmalısınız?
Enerji
* Talepkâr bir rolde sağlığınızı nasıl koruyorsunuz?
* Gerçek arkadaşlarınız kimler?
* İşinizin sizin için bir anlamı var mı?
Sizden beklenen rolü anlayıp içselleştirmeden, zamanınızı etkin biçimde yönetmeden, önceliklerinizi doğru belirlemeden ve enerjinizi optimize etmeden bir değişime girişmeniz çok iyi sonuçlar meydana getirmeyebilir.
Bu dört alandaki 12 soruyu kendinize sorara ve cevapları çerçevesinde bir dönüşüm kurgularsanız yeni işletim sisteminizle maksimum performans ve tatmin elde edebilirsiniz.
Potansiyelinizi Kullanın: Eğlenerek Öğrenin
İnsanlar genellikle gerçekten harika bir şeyi başarmak için olağanüstü yeteneklerle doğmuş nadir bir "yetenekli" dahi olmanız gerektiğini varsayarlar.
Ancak psikolog Adam Grant, dünyanın en iyi performans gösterenlerinin doğuştan olağanüstü dahiler olmadığını savunuyor; daha ziyade, doğru teknikleri kullanarak zamanla becerilerini geliştirdiler. Her kişi ve şirket, büyük işler başarma potansiyeline sanıldığından daha fazla sahiptir.
Bu beş çıkarımda şunları keşfedeceğiz:
Kişisel gelişimi en üst düzeye çıkarmak neden hem eğlenceli hem de rahatsız edici şekillerde pratik yapmanızı gerektirir?
Doğru insanlarla bağlantı kurarak potansiyelinizi ortaya çıkarmanın üç yolu.
İnsanlar potansiyellerini nasıl değerlendirebilirler?
Grant, harika şeyler başarmak için eğlenceli ama rahatsız edici uygulamalara katılarak becerilerinizi geliştirmek için önemli miktarda zaman harcamanız gerektiğini söylüyor.
Öğrenme Eğlenceli Olmalı
Potansiyelinizi en üst düzeye çıkarmak için becerilerinizi geliştirirken eğlenmelisiniz.
Neden?
Herhangi bir konuda ustalaşmak kapsamlı pratik gerektirir. Eğer pratik yaparken eğlenmezseniz, sonunda tükenirsiniz ve hedeflerinize ulaşma motivasyonunuzu kaybedersiniz.
Pratik yapmayı eğlenceli hale getirmek için:
Rutininize çeşitlilik katın. Düzenli olarak birkaç uygulama türü arasında geçiş yaparsanız, sıkılma veya motivasyonunuzu kaybetme olasılığınız azalır ve öğrendiklerinizi aklınızda tutma olasılığınız artar.
Mevcut ve geçmiş performansınızı takip edin ve karşılaştırın. "Puanlarınızı" takip etmek için kurallar icat edin ve yüksek puanınızı geçmek için sürekli çalışın. "Kazanma" baskısı sizi odaklanmaya ve pratik yaparken elinizden gelenin en iyisini yapmaya motive edecek ve öğrenmenizi hızlandıracaktır.
Uygulamanızı ve performans takibinizi ilgi çekici kılmak için rutininizi çeşitlendirin. Örneğin sunum becerilerinizi geliştirmek için kendinizi ayna karşısında prova yapmakla sınırlamayın. Bunun yerine üç farklı uygulama yöntemi arasında geçiş yapın:
Konuşma becerilerinizi geliştirmek için: Mümkün olduğunca az hata yapmayı hedefleyerek TED Konuşmaları metinlerini yüksek sesle okuyun.
İkna edici argümanlar düzenlemede daha iyi olmak için: Arkadaşlarınızla bir tartışma kulübü başlatın ve kaç tartışmayı kazanabileceğinizi görün.
Güveninizi artırmak için: Ekinliklere gidin ve bir gecede kaç yabancıyla konuşabileceğinizi görün.
Grant, okulların öğrencilere tüm potansiyellerini gerçekleştirmelerine yardımcı olmak için öğrenirken eğlenmeyi de öğretmesi gerektiğini öne sürüyor. Oyunları, el sanatlarını ve saha gezilerini içeren oyun temelli öğrenmeyi vurgulayan Finlandiya'nın erken eğitim sistemini vurguluyor. Bu yaklaşım çocukların öğrenme sevgisini teşvik eder, Finlandiya'nın yüksek standartlaştırılmış test puanlarına katkıda bulunur ve öğrencilerin olgunlaştıkça pratik beceriler kazanmalarına yardımcı olur.
Başkalarının Rehberliğini Arayın
Grant, öğrenirken eğlenmek potansiyelinizi en üst düzeye çıkarmak için çok önemli olsa da, rahatsız edici uygulamalara katılarak becerilerinizi geliştirmenin de aynı derecede önemli olduğunu söylüyor. Bunun nedeni, herhangi bir büyük hedefe giden yolda engellerin kaçınılmaz olmasıdır ve rahatsızlığı yönetme yeteneğiniz yoksa, muhtemelen ilk zorluk belirtisinde pes edeceksiniz.
Tam potansiyelinize ulaşıp ulaşamayacağınızın 1 numaralı belirleyicisi, rahatsız edici olsa bile hedeflerinize odaklanma yeteneğinizdir.
Grant, ustalığa giden yolda başa çıkmanız gereken üç tür rahatsızlığı tanımlıyor:
1) Acı veren hatalar yapmak. Çoğu insan yeni bir beceri öğrenirken başarısızlıktan kaçınmaya çalışır çünkü kendilerini garip veya rahatsız hissetmek istemezler. Ancak herhangi bir şeyi öğrenmek ve iyi olmak için pratik yapmanız ve hata yapmanız gerekir. Bu nedenle Grant şunları yapmanızı tavsiye eder:
Yeni becerileri hemen uygulamaya başlayın.
Hataları öğrenme fırsatları olarak kabul edin.
En çok zorluk çektiğiniz alanları onlardan kaçınmak yerine iyileştirmeye odaklanın.
Ne kadar çok hata yaparsanız ve ders alırsanız, bunları yaparken o kadar rahat olursunuz. Ayrıca, rahatsızlığın ilerleme sinyali verdiğini kabul etmek, başarısız olduğunuzda ve kendinizi rahatsız hissettiğinizde bile çabalarınızın ödüllendirici olmasını sağlayabilir.
2) Kusurlarınızı kabul etmek. Pek çok insan, paradoksal olarak en iyi çalışmalarını engelleyen mükemmeliyetçilikten muzdariptir. Mükemmeliyetçilik yorucudur, önemsiz sorunları düzeltmeye çalışarak zaman kaybetmenize ve hatalar nedeniyle kendinizi duygusal olarak cezalandırmanıza neden olur. Bu, daha fazla hata yapma korkunuzu artırabilir, dolayısıyla hatalardan ders almak yerine hatalardan kaçınmanızı teşvik eder ve bu da kişisel gelişiminizi engeller.
Mükemmel iş imkansızdır ve amacınız olmamalıdır. Bunu bir kez benimsediğinizde, çalışmanızın en büyük etkiyi yaratacak yönlerini iyileştirmeye odaklanabilir ve diğer her şeyi bir kenara bırakabilirsiniz.
3) Kendinizin hatalı olduğunu kanıtlamak. Tam potansiyelinize ulaşmak için, düşüncenizdeki hataları ve daha iyi yapabileceğiniz alanları aktif olarak belirleyin. Bunu yapmak için:
Büyümenizden sorumlu olun . Pek çok insan nasıl gelişeceğinin gösterilmesini bekler, ancak tüm potansiyelinizi gerçekleştirmek için kendinizi aktif olarak eğitmelisiniz, bilgiyi pasif bir şekilde kabul etmek yerine.
Alçakgönüllülüğü benimseyin. İnsanlar gelişmeye çabalarken bile, egolarına meydan okuyan bilgileri sıklıkla refleks olarak reddeder veya görmezden gelirler. Rahatsız olsanız da hatalı olduğunuzu kabul etmek büyümenin anahtarıdır.
Grant, öğrenme deneyiminizi ne kadar optimize ederseniz edin, tam potansiyelinize ulaşmanın, bunu tek başınıza yapmaya çalıştığınızda daha zor olduğunu söylüyor . Diğer insanlar kişisel gelişiminize üç şekilde yardımcı olabilirler: rehberlik sunarak, size bir amaç duygusu aşılayarak ve sizinle bir ekip olarak çalışarak.
Başkalarının Rehberliği Nasıl Yardımcı Olabilir?
Kendinize öğretme becerinizin sınırları vardır. Çoğu zaman başkalarının rehberliği size yardımcı olabilir, özellikle de bir senfoni bestelemek veya siyasi bir kariyere başlamak gibi "başarının" öznel olduğu karmaşık bir şeyi öğrenmeye çalışıyorsanız.
İnsanlardan en iyi tavsiyeyi aldığınızdan emin olmak için:
Rehberlerinizi dikkatli seçin. Ne hakkında konuştuğunu bilen, sizi ve işinizi doğru bir değerlendirme yapabilecek kadar tanıyan ve başarılı olmanızı gerçekten isteyen birini bulun. Aksi takdirde, kötü, size uymayan veya yardımcı olması amaçlanmayan tavsiyelerle karşılaşabilirsiniz.
Doğru şekilde rehberlik isteyin. Tavsiyeyi nasıl talep ettiğiniz önemlidir. Genel eleştiriler isterseniz, çoğu insan ya duygularınızı korumak için size belirsiz övgüler sunacak ya da işinizle ilgili hoşlanmadıkları her şeyi açıkça anlatarak ruhunuzu ezecektir. Bunun yerine, insanlardan özellikle neyi daha iyi yapabileceğinizi söylemelerini isteyin. Bu, tavsiyeyi geliştirmek için kullanabileceğiniz yapıcı geri bildirimlere odaklayacaktır.
Tüm rehberliğin sizin için geçerli olmadığını bilin. Güvenebileceğiniz bir rehber bulsanız bile, onun talimatlarını körü körüne takip etmeyin. Herkes farklıdır, dolayısıyla bir kişi için işe yarayan tavsiyeler sizin için işe yaramayabilir. Örneğin, erken kalkan biri size, dikkatiniz dağılmadan çalışabilmeniz için şafak vakti uyanmanızı tavsiye edebilir. Ancak eğer bir gece kuşuysanız, erken uyanmak enerjinizi tüketebilir ve üretkenliğinizi engelleyebilir.
Kendiniz için en iyi rehberliği aldığınızdan emin olmak için birden fazla uzmandan tavsiye alın ve ardından hangi ipuçlarının en iyi sonucu verdiğini keşfedene kadar denemeler yapın.
Bir Amaç Duygusuna İlham Vermek
Diğer insanlar size motive edici bir amaç duygusu vererek tüm potansiyelinize ulaşmanıza yardımcı olabilirler. Bunun iki temel nedeni var:
Başkalarının size güvendiğini bilmek sizi güçlendirebilir. Yeteneklerinizi ikinci kez tahmin etmek ve başarısızlık konusunda endişelenmek yerine, ne olursa olsun elinizden gelenin en iyisini yapmaya kararlısınız; daha iyi performansa yol açan bir zihniyet. Örneğin, bir girişimci bunu çocuklarının seçtiği herhangi bir üniversiteye gitmesini sağlamanın bir yolu olarak görürse daha motive olabilir ve işine yatırım yapabilir.
Aynı zamanda birisi bir şeyi başarma yeteneğinizden şüphe duyduğunda , onun yanıldığını kanıtlama arzunuz güçlü bir motivasyon kaynağı olabilir. Karşı çıkanların güveninizi zedelemesine izin vermediğiniz sürece, doğal olarak daha fazla çaba harcayacak ve insanlar sizi sorgulamamışken olduğundan daha iyi performans göstereceksiniz.
Ekonominin Beklenen Büyümesi
Yazar çok iyimser. Birçok noktasına şerh düşmek gerekebilir. Dünya ekonomi büyüklüğünün 2027'ye kadar, 250 milyar dolardan yarım trilyon dolara kadar çıkabileceğini iddia ediyor. Bazı fikirler verebileceği düşüncesiyle yer vermek istedim, ancak küresel değişkenlikler ve savaş meselesi nedeniyle bütüncül bakmakta fayda var;
- Sosyal medya, daha kolay çevrimiçi ödemeler ve yapay zeka bu hızlı büyümeye katkıda bulunuyor.
Daha fazla insan, içerik oluşturmanın her zamankinden daha kolay olduğunu fark ediyor.
Herkes içerik oluşturma ve tüketme ile meşguldür, karşılıklı bir ilişkiyi teşvik eder.
Kaliteli İçerik İçin Küresel Talep:
Afrika ve Güneydoğu Asya başta olmak üzere, tahminen bir milyar yeni kullanıcının internetle buluşması bekleniyor.
Büyüyen, genç, teknolojiye yatkın bir nüfus, çeşitli içeriğe olan talebi artıracaktır.
İçerik Tüketimindeki Eğilimler:
Endonezyalılar şu anda içerik tüketiminde dünyaya liderlik ediyor.
Afrika ve Güneydoğu Asya'daki medyan yaş 30'un altındadır, bu da içerik için canlı bir pazar anlamına geliyor.
İstihdam Eğilimlerindeki Değişimler:
Gen Z giderek daha fazla yarı zamanlı veya serbest çalışma seçeneklerini tercih ediyor ve bu, içerik oluşturma ile uyumlu.
Genç bireyler, finansal güvenlik ve esneklik arayışındalar ve genellikle tek kişilik işletmeleri keşfediyorlar.
Pazardaki Kişisel Avantajlar:
Genç yaratıcılar yeteneklerini ve geçmişlerini kullanarak otorite ve güven inşa ediyorlar.
Farklı deneyimlere sahip olmak, ilişkilendirilebilir figürler arayan izleyicilerle bağlantı kurmayı sağlar.
Fırsatlar için Stratejik Planlama:
Yazar, önümüzdeki birkaç yıl içinde Güneydoğu Asya'daki büyüyen yaratıcı ekonomiden yararlanmayı planlıyor.
Başarı, talebi anlamakta ve insani doğayla uyumlu olmaktadır.
Yabancı Dil Öğrenmenin En Kolay Yolu!
Duygusal motivasyon, dil öğreniminde kritik bir rol oynamaktadır. Bir kişinin öğrenme isteği, o dilin kendisi için ne kadar anlamlı ve çekici olduğuna bağlıdır. Örneğin, bir birey birine aşık olduğunda, dil öğrenme isteği artar ve bu süreç hızlanır. Bu durum, beynin duygusal öğrenme sisteminin etkisini gösterir. Bir şey, bireyin yaşamında önemli bir yer edinirse, öğrenme süreci hızlanır. Özetle, dil öğreniminde duygusal bağ kurmak, motivasyonu artırır.
Rutinler ve Öğrenme Süreci
Günlük yaşamda alışkanlıklar ve rutinler, bireylerin öğrenme sürecini etkileyebilir. Rutinler, düşünmeden hareket etmeyi kolaylaştırırken, yenilik arayışı ve farklı deneyimler öğrenme isteğini artırabilir. Ancak, rutinler içinde sıkışıp kalmak, bireyin öğrenme potansiyelini sınırlayabilir. Yenilikler, bireylerin dikkatini çekerek öğrenme sürecini destekleyebilir.
Konfor Alanı ve Değişim
Konfor alanında kalmak, bireylerin yeni şeyler denemek istememesiyle sonuçlanabilir. Bu durum, öğrenme sürecini olumsuz etkiler. İnsanlar, alıştıkları düzeni korumak adına yeniliklere karşı direnç gösterebilirler. Ancak, bu durumdan çıkmak ve bilinçli olarak yeni deneyimlere açık olmak, öğrenme sürecinin gelişmesi adına önemlidir. Şikayet etmek yerine, bireylerin sorumluluk alması ve değişim için adımlar atması gerekmektedir.
Sonuç Olarak
Yabancı dil öğrenimi, sürekli pratik yapmayı, duygusal motivasyonu ve yeniliklere açık olmayı gerektirir. Rutinlerden uzaklaşarak, öğrenme sürecini zenginleştirmek mümkündür. Bu bağlamda, bireylerin öğrenme sorumluluğunu üstlenmeleri ve konfor alanlarından çıkmaları, dil öğreniminde başarıyı artıracaktır.
Ruhun Süreci
‘‘Ruhun cesetle olan münasebeti devamlıdır. Ancak bu münasebet rüyada, berzahta, haşirde, Cennet’te veya Cehennem’de ayrı ayrıdır.
Uyku hâlinde ruh, yarı bir kayıtsızlığa ulaşır. Dolayısıyla insan, rüyasında yüzlerce ayrı ayrı yerde bulunabilir ve binlerce insanla görüşebilir. Bu arada uyuyan cesetle ruhun münasebeti de devam eder.
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), cenazeler için ayağa kalkardı.[1] “Ölüye eziyet, aynen diriye eziyettir.”[2] buyururdu. Kabirlere hususi alâka gösterirdi.[3] Bütün bunlardan kabir ve berzah âleminde ruhun cesetle münasebettar olduğunu anlıyoruz. Tabi bu münasebeti, uyku hâlindeki münasebet gibi düşünmek de yanlıştır.
Tekrar diriliş de yine ruh ve ceset beraberliği içinde olacaktır... Olacaktır ve ahirete ait ceset, oraya münasip bir şekil alacaktır. Çeşitli hadislerin işaretinden anlaşılan mânâ budur.[4] Acbüzzenebin, ne olduğu, keyfiyeti bizce tam bilinemese de, varlığı kat’îdir. Cenab‑ı Hak, bu aslî zerrelerden –ki ona isterseniz “gen”, isterseniz başka bir şey diyebilirsiniz– insan vücudunu tekrar inşa edecektir. Ebede kadar uzayıp giden ahiret hayatında da ruhun cesetle olan münasebeti korunacaktır. Ancak bu münasebet de yine, diğerlerinden farklı olacaktır.
Ruh terbiyesi, kısaca insanın yaratılış gayesine yönlendirilmesi demektir. Aynı zamanda ona, ruhun bedeni ve cismani baskılardan sıyrılarak kendi özüne, kendi kaynağına yönelmesi ve yaratılışının gayesi istikametinde bir seyri ruhani gerçekleştirmesi de diyebiliriz. Günümüzde bütün ruhi dinamiklerini yitiren ve kendi özünden uzaklaşan talihsiz nesiller, kendi akıl ve kendi muhakemelerinin kurbanı, perişan ve derbederdirler. Ne olursa olsun, bu neslin bakış zaviyesi ve temaşa ufku değişme mecburiyetindedir. Bu mevzuda ortaya konacak hiçbir gayret, boşa gitmeyecektir. Elverir ki, bu kutlu vazifeyi deruhte edenler, iradelerini ibadetle besleyip, nefis muhasebesiyle kontrol altında tutabilsinler. Onlara bu yolda sadece yürümek düşer. Onlar, nereye yönelirse, "Her nereye yönelirseniz, Allah'ın Vechi oradadır" İlahi fermanınca, kemmiyetsiz, keyfiyetsiz Allah oradadır. Geleceğin altın yamaçlarına tohum saçma kullara, saçılan bu tohumların hayata yürümesi de Allah'a aittir.’’ (Hz. Fetih)
[1] Bkz.: Nesâî, cenâiz 47; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 3/39.
[2] Ebû Dâvûd, cenâiz 58, 60; İbn Mâce, cenâiz 63; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 6/105.
[3] Bkz.: et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 24/306.
[4] Bkz.: Buhârî, tefsîru sûre (5) 14, rikak 45; Müslim, cennet 56, 57.
Haftanın Makaleleri
Haftanın Teknoloji ve Yapay Zeka Manşetleri
💻 💰 Microsoft'un M12'si, 22 milyon dolarlık tohum yatırım turundan aylar sonra NeuBird'e 22,5 milyon dolar daha yatırım yaptı
🤖 🏭 Anybotics, ABD'ye daha fazla otonom endüstriyel robot getirmek için 60 milyon dolar topladı
⚡️💻 Cartesia, yapay zekasının hemen hemen her yerde çalışabilecek kadar verimli olduğunu iddia ediyor
👓 ⏳ Google bir gün Project Astra AR gözlüklerini satmak istiyor ama bu bugün olmayacak
🤖 📚 Google Gemini : Üretken AI modelleri hakkında bilmeniz gereken her şey
🎥 🔒 Meta, AI tarafından oluşturulan videolara filigran eklemek için bir araç sunuyor
💼 🤝 YC destekli Finny, finansal danışmanların yeni müşteriler bulmasına yardımcı oluyor
🧠 🎭 Google'ın en yeni amiral gemisi yapay zekası Gemini 2.0, metin, resim ve konuşma üretebiliyor
🚀 💼 200 VC, Lumen Orbit'in 11 milyon dolarlık tohum yatırım turuna katılmak istiyordu
🍎 💻 Apple'ın Broadcom ile AI sunucu çipleri geliştirdiği bildiriliyor
📱 🧠 Apple Intelligence, iPhone'unuzda Siri'yi kullanma şeklinizi nasıl değiştiriyor?
Haftanın Filmi - Kaptan Phillips : Liderlik, Sorumluluk ve Süreç Yönetimi
2013 yapımı Kaptan Phillips filmini kısa bir süre önce izleme fırsatım oldu. Gerçek hayattan alınmış bir hikaye. Film, 2009 yılında Somali korsanlarının Maersk Alabama adlı Amerikan konteyner gemisini kaçırmasını konu alıyor. Tom Hanks’in canlandırdığı Richard Phillips karakteri, sadece bir kaptan değil, aynı zamanda bir lider ve kriz yöneticisi olarak izleyiciye önemli dersler veriyor denebilir.
Kaptan, gemisini ve mürettebatını güvenli bir şekilde yönetmekle sorumlu bir lider olarak öne çıkıyor. Film boyunca, korku ve belirsizliğe rağmen sakinliğini koruyan ve duygusal zekasını kullanmaktan vazgeçmemeye çalışıyor.
Phillips’in mürettebatını kurtarmak için korsanlarla kendisini rehine olarak takas etmesi, etkili liderliğin yalnızca emir vermek değil, gerektiğinde sorumluluğu üstlenmek ve ekibinin önünde durmak anlamına geldiğini net bir şekilde gösteriyor. Yönetici pozisyonunda olanların çıkarabileceğin birçok mesaj var denebilir.
Ayrıca, kaptan süreç boyunca stratejik bir plan geliştirmeyede devam ediyor. Korsanlarla sürekli olarak müzakere eden kaptan, onların dikkatini dağıtarak mürettebatının zarar görmemesi içinde heran önemli kararlar almaktan vazgeçmiyor.
Kaptan Phillips filmi, sadece bir liderlik hikayesi değil, aynı zamanda insan doğasını anlamaya dair derin mesajlar içeriyor. Film, Somali korsanlarının hayatta kalma mücadelesini ve çaresizliklerini de izleyiciye sunarak, taraflar arasındaki insani boyutu gözler önüne seriyor. Bu perspektif, izleyiciyi empati yapmaya ve olaylara farklı açılardan bakmaya davet ediyor.
Bir başka önemli mesaj ise zorluklar karşısında asla pes etmeme fikri. Phillips’in, çaresizlik anlarında bile bir çıkış yolu araması, insanın doğasındaki direnç gücünü ortaya koyuyor.
Film aynı zamanda içtimai hayata ve liderliğe dair neler yapılabilirin sorgulamasınıda yaptırıyor. İzlemeyenler bir fırsat verebilir.
Bu haftalıkta bültenimizin sonuna geldik.
👉 Bültenimize sponsor olabilir, reklam verebilir, yıllık abone olarak maddi destek verebilir veya devam edebilmemiz için bağış yapabilirsiniz. Üç arkadaşınıza tavsiye vererekte bu bilgilerin onlara ulaşmasına vesile olabilirsiniz.
Bültene sponsor olabilir veya abone olarak destek verebilirsiniz