‘Sordum Ve Cevap: ‘Yıkılır Yeniden Yapılır’ Onda Dokuzu Ölecek!’
Bu Hafta Bültende Neler Var?
Sordum Ve Cevap: ‘Yıkılır Yeniden Yapılır’ Onda Dokuzu Ölecek!’
Kraliyetten Savaş Mesajı
İş ve Karakter
‘Felaket Kaydırmanın’ İçinde Misin?
20 Hayat Dersi
Kredi, Para ve Devlet Üçgeni: Finansal Cehalet
Çürüme: Hukuk, Ahlak, Suç ve Ceza
Kör Nokta: Kaynağı Hayra Dönüştür
Ulusların Düşüşü - Özet
Yoğun Günlerde Kendinizi Geliştirmek İçin Neler Yapabilirsiniz?
Z Kuşağı İşsizlikle Karşı Karşıya
Yalnızlığın Verdiği Maddi Zarar
8 Manevi Ders
10 Makale
12 Video
Haftanın Yapay Zeka Manşetleri
Gelecek olan savaşa dair 2008’den beri yazmaya gayret ediyorum. Elimden geldikçe de imkanı ve etki gücü olan insanlara da yıllardır birebir olarakta anlatmaya gayret ettim. Mümine düşen sadece uyarmaktır ve tedbirli olmaktır.
Tedbirin büyük kısmı ise yöneticilere ve zengilere düştüğü için, onlar savaş öncesi ve savaş anında yapılması gerekenler için bir planlama yapmak mecburiyetindedirler. Aradan 16 yıl geçmiş olmasına rağmen bir iki kişi dışında umursayana da açıkçası pek denk gelmedim.
Uzun süredir görüşmediğim bir kardeşimiz geçen aradığında da konuşmamız esnasında;
‘‘Hocam yıllar önce dünyanın bu noktaya geleceğini konuştuğumuzda pek ciddiye almıyordum. O günden bugüne baktığımda aradan yıllar geçti, dünya daha kötü bir yer oldu.. ve daha da kötü olmaya doğru gidiyor, bundan sonrası için ne dersin’’ dediğinde… ne denebilir ki diye düşünüyor insan.
İnsanlarda garip bir gaflet, ruhsuzluk, vurdum duymazlık, serkeşlik, dünyaperestlik vs. almış başını gidiyor.
Zannediyorum, ‘savaş, deprem vs. olmaz, bizde böyle yaşar gideriz’ yaklaşımını iman, ‘Gaybı da Allah’tan başka kimse bilmez’ hakikatini ise nefislerince yorumlayarak uçuruma doğru gidişi ise tevekkül diye benimsemişler.
Burada sizlere sebeplere riayet ve tefekkür bahsini anlatmayacağım. Biliyorum ki, o bahiste çoğunluğa birşey ifade etmiyor. Malum, benim gibi en yakınlarına bile tesir etmekten acizlerin, o anlatısıda pek bir işe yaramayacak.
‘‘Kader tecelli edeceği zaman, basiretler kapanır’’ hakikati gereği birşeyin olma ihtimali fazla yok. Ama tebliğ farzdır, uyarı vazifedir, hatırlama bir görevdir hakikatince son bir kez daha ifade etmek istedim.
Siyasi magazinler, ‘şu şunu demiş, bu bunu demiş’ gibi bohem hazlar, harekete geçmeyen yöneticilere vs… bakarak ‘‘kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın’’ hakikatine muhalif olmamak gerek.
Üst perdeden konuşuyormuş gibi bir durumum yok. Aciz, zavallı bir mahluktan fazlası değilim. Hatırlatmam, ‘üzerine görev düşen zalimler görevlerini yapmadığı için’ ortada bir sorun yok gafletine düşüyor oluşumuz. Bu zalimleri sadece ülke yöneticisi olarak düşünmemeli. Üç-beş kişiyi yöneten şirket sahibinden tutunda, mahalle büyüklerine kadar herkes sorumlu.
Değerli kardeşler bu meselenin şakası yok. Mesele zaten savaş veya ölüm de değil. Mesele ölümden sonrası. Ölen o an için zaten kurtuldu. Mevzu ebedi kalınacak yer. Hali hazırdaki durumumuz hiç iyi değil. Amellerimizde şeriat yok, hassasiyet yok. Bu dünyanın goygoyu zaten milyonlarca insan için bir nükleer ile 5-10 yıl içinde bitecek gibi gözüküyor. (Belki daha erken)
Ebedi cehenneme gitmek çok mantıklı bir pazarlık değil şu an için. Gıybetle, yalanla, faizle, israf vs. ile ebedi cennetin kazanılacağına dair bir delil yok. Bu zulümleri işlemeye devam edersek bize cennet yok. Ve bu zulümlere devam ederken, birazda sevap işleyip, ‘‘Allah bizi affeder’’ gibi bir şeytan aldatmacısına girerek cenneti kazanacağımıza dair delil yok. (Hele birde fetva uyduranların peşine takılmışsak vay halimize)
Evet, insanların ve dünyanın resetlenmeye ihtiyacı olduğu bir noktada, eğer insanlık kendini resetlemez ise, bunu kader kendi eliyle süründürerek yapıyor. Gece teheccüd namazı kılan insana bile sözün tesir etmediği dünya şuan ne yazık ki o noktada. Ve sıfırlanmak zorunda. Eğer iyiler vazifenin hakkını vermediyse yapacak fazla birşey kalmadı demek. (Burada İranın kendi çıkarı için sürekli olarak savaştan kaçınmak istemesine rağmen, Netanyahu’nun İran üzerinden dünyayı savaşa zorlamasına, Çin’in Tayvan’a (ABD) gireceğine, Kuze-Güney Kore’deki yaşanacak olan tehlikeye, Rusya-Ukrayna-Avrupa’nın (ABD) hazırlık yaptığına, bankaların batışına, finansal krize vs.. gibi siyasi analizlerle ‘dünya savaşa doğru gidiyor’ analizi yapmak istemiyorum. Zaman israfı. Son 16 yıldır gözü kör olmayana maddi sebepler, kalbi kör olmayana ise manevi sebepler ve metafizik dünya açık…)
Evet, sıfırlanmanın nedenleri ve sebepleri farklı olacak ama netice aynı olacaktır. Umarım kaybedenlerden olmayız ve o müjdelenen ıslah edicilerden oluruz.
Son olarak, Ali hocanında yıllar önce hatırlattığı şu ifadelerle noktalayalım;
‘‘Sordum: …Bu İstanbul nasıl müslüman olur?
Cevap: Yıkılır yenisi yapılır...
Allah yeryüzünü temizleyecek.
Kıtalar çıkacak, kıtalar bakacak. İhtimal ABD batacak.
Hz. Ali: ‘‘İnsanlar yıkılsın diye binalar yaparlar.’’
Gökdelenler başlarına yıkılacak.
Onda dokuzu ölecek.
Yarım asır içerisinde gerçekleşebilir.
Kurtulacak olan Kuran cemaati…’’
Kraliyetten Savaş Mesajı
Eski İran kraliyet ailesi mensuplarından Reza Pahlavi son gelişmeler sonrası mesaj vermeye başladı.
İhtimal Pahlavi’de savaşın kokusunu aldığı için koltuk peşine düştü. Paylaştığı video’da direkt Orta Doğu halklarına yönelik mesaj verdi.
Mevcut İran rejimini istikrarsızlaştırıcı eylemleri nedeniyle eleştirerek, İran halkının düşman olmadığını, asıl düşmanın rejimin kendisi olduğunu vurguluyor ve rejimin devrilmesi çağrısında bulundu.
Videodan kısa özet:
Ortadoğu’da 45 yıldır terör, savaş ve ekonomik istikrarsızlık nedeniyle birçok insan korku içinde yaşıyor.
Tahran rejimi bölgede çok sayıda masum insanın ölümünden sorumlu.
Ortadoğu'daki dostlarımıza mesajımız, bölgenin daha iyisini hak ettiğidir; öncelikle mevcut rejimin devrilmesiyle başlanmalıdır.
Yurtsever İranlılardan oluşan bir koalisyon, demokrasiye barışçıl bir geçiş sağlamaya ve İran'ın uluslararası toplumdaki yerini yeniden sağlamaya hazır.
‘Felaket Kaydırmanın’ İçinde Misin?
Yazar, sosyal medyanın verdiği zararın farklı bir yönüne temas ediyor. Makale, felaket kaydırmanın bağımlılık benzeri bir alışkanlık haline gelme potansiyelini, ruh sağlığı üzerindeki etkisini tartışmakta ve aşırı haber tüketimiyle mücadele etmek için stratejiler sunuyor.
Kısa bir özet:
Felaket kaydırma, genellikle tek bir başlıkla tetiklenen, çevrimiçi ortamda sonu gelmeyen olumsuz haber tüketimini ifade eder.
İnsanlar bilgi edinmek için genellikle sosyal medyaya yönelir, bu da onları felaket kaydırmaya yatkın hale getirir.
Olumsuz haberlerden uzaklaşmak, tıpkı bir tren kazasına tanık olmak gibi zor olabilir.
Psikolojik Faktörler
Olumsuzluk Önyargısı: Beynimiz, hayatta kalma mekanizması olarak olumsuz bilgilere odaklanmaya programlanmıştır.
Belirsizlik ve Kaygı: İnsanlar, pandemi gibi belirsiz zamanlarda kontrol hissi için bilgi arar.
Fırsatı Kaçırma Korkusu (FOMO): Haberler ve trendler hakkında güncel kalma baskısı aşırı kaydırmaya katkıda bulunur.
Değişken Ödül Sistemleri: Sosyal medya platformları, kumar makinelerine benzer şekilde beynimizin ödül sistemlerini istismar eder.
(Bu 4 durumda çevremizde giderek birçok insanda artmaya başladı. )
Felaket Kaydırmanın Nörobilimi
Amigdala: Tehdit içeren içeriğe maruz kalındığında duyguları işler ve "savaş ya da kaç" tepkisini tetikler.
Prefrontal Korteks: Rasyonel düşünme ve dürtü kontrolünden sorumludur, felaket kaydırma sırasında daha az aktif hale gelir.
Hiperuyanıklık: Sürekli olumsuz uyaranlara maruz kalmak, yüksek tetikte olma durumuna yol açabilir.
Nöroplastisite: Tekrarlanan felaket kaydırma, olumsuz bilgi arama ile ilişkili sinir yollarını güçlendirebilir.
Bağımlılık Benzeri Mekanizmalar: Felaket kaydırma, davranışsal bağımlılıklara benzer şekilde beynin ödül işleme bölgelerini aktive eder.
Felaket Kaydırma Bağımlılığının İşaretleri
Sosyal medya ve dijital platformlarda aşırı zaman harcayarak haber okuma.
Baş ağrısı ve göz problemleri gibi fiziksel semptomlar yaşama.
Uykusuzluk veya düzensiz uyku düzeni.
Kişisel hijyen ve günlük aktiviteleri ihmal etme.
Sürekli haber güncellemelerini kontrol etme takıntısı.
Çevrimiçi haber tüketirken öfori hissetme.
İnternet erişimi olmadığında kaygı veya sinirlilik.
Felaket kaydırmaya harcanan zaman konusunda suçluluk duyma.
Sosyal izolasyon ve iş veya akademik performansta düşüş.
Felaket Kaydırmayla Mücadele Stratejileri
Alternatif Davranışlar:
Sosyal medya akışlarını daha olumlu içerik gösterecek şekilde ayarlama.
Çevrimdışı aktiviteler ve hobilere yönelme.
Yerel topluluk projelerinde gönüllü olma.
Bilinçli Tüketim:
Uygulamalar ve genel ekran süresi için zaman sınırları koyma.
Stresli hesapları takipten çıkararak veya engelleyerek haber akışlarını filtreleme.
Prefrontal korteksi güçlendirmek için farkındalık pratiği yapma.
Sonuç
Bilgi sahibi olmak önemli olsa da, haber tüketiminin ne zaman zararlı hale geldiğini fark etmek çok önemlidir.
Felaket kaydırma alışkanlığını kırmak zor olsa da, farkındalık teknikleri, çevrimdışı aktiviteler ve dijital sağlık araçlarıyla mümkündür.
Haber tüketimine ara vermek, üretkenliği, ilişkileri ve genel refahı artırabilir.
20 Hayat Dersi
Yazar K. Gülten, hayat adına kısa ve öz bazı noktalara temas etmiş:
’’Alışkanlıklar, hayatınızın sessiz mimarlarıdır; onları dikkatle seçin ve her zaman öğrenmeye açık olun. Başkalarına nasıl davranılması gerektiğini siz öğretirsiniz, sınırlarınızı netleştirin. Sürekli meşgul olmak bir başarı işareti değil, tehlikeli bir tuzaktır.
Hayır demeyi öğrenmek, hayatınızda harika kapılar açabilir. Gerçek değer zamanla büyür; ilişkiler, servet ve bilgi en değerli yatırımlardır. Mükemmel olmaya takılmadan, harekete geçmeyi odak noktası yapın, bu sayede zihinsel sağlığınızı koruyun.
Unutmayın, itibar kazanmak yıllar alır ama mahvetmek sadece dakikalar sürer. Büyük hedefler peşinde koşarken, bedelini ödeyip ödeyemeyeceğinizi gözden geçirin ve sizden daha büyük düşünen insanlarla çevrelenin. Hayat, her yaşta yeniden keşfetmek için size fırsatlar sunar; şimdi harekete geçmek için en iyi zamandır.
39 Yaşında Öğrendiğim, Keşke 20 Yaşında Bilseydim Dediğim 20 Hayat Dersi:
1- Alışkanlıklar, hayatınızın sessiz mimarlarıdır-onları dikkatle seçin.
2- Karşınıza çıkan herkesin sizin bilmediğiniz bir şeyde sizden iyi olduğunu unutmayın. Her zaman öğrenmeye çalışın.
3- Başkalarına bize nasıl davranacaklarını biz öğretiriz, kendimize nasıl davrandığımıza bakarak.
4- Sürekli meşgul olmak bir başarı nişanı değil-bir tehlike işaretidir.
5- Bazen harika şeylere yer açmak için iyi şeylere "hayır" demek zorundasınız.
6- En değerli şeyler zamanla büyür: İlişkiler, servet, bilgi.
7- Harekete geçmek motivasyonu yaratır, tam tersi değil.
8- Mükemmel olmaya bu kadar takılmayın-yeni başlayanlar zorlanır. Bu normaldir.
9- İki kulağınız ve bir ağzınız var-onları bu oranda kullanın.
10- Aklınıza gelen insanlara, sadece aklınıza düştükleri için ulaşmayı alışkanlık haline getirin.
11- Hiç kimse sizi, kendinizi düşündüğünüz kadar düşünmüyor.
12- "İtibar kazanmak 20 yıl alır, mahvetmek 5 dakika." -Warren Buffett
13- Bazen yeniden başlamak, yapabileceğiniz en cesur şeydir.
14- Zihinsel sağlığınız, herhangi bir son tarih, toplantı ya da sorumluluktan daha önemlidir.
15- Başkasının hayalinin peşinden koşmadan önce, bedelini ödemeye hazır olup olmadığınızdan emin olun.
16- Kendinizi yeniden keşfetmek için asla geç değildir.
17- Eylemi ne kadar ertelerseniz, o eylemi gerçekleştirmek o kadar zorlaşır.
18- Sizden daha büyük hedefleri olan insanlarla çevrelenin.
19- Değeriniz, üretkenliğinizle ölçülmez; dinlenmek bir ödül değil, bir ihtiyaçtır.
20- 100 yıl sonra hepimiz ölmüş olacağız. Başkalarının fikirleri, hayallerinizin peşinden gitmenizi engellemesin.’’
Kredi, Para ve Devlet Üçgeni: Finansal Cehalet
Bu abartı olarak görülmesin. Yüzlerce şirketi incelemiş, binlerce insanı dinlemiş bir ekip olarak söylüyoruz. ‘Hali hazırdaki para/finans işleyiş sistemini toplumun %90-95’i bilmiyor.’
Misal, çevrenizde 10-15 kişiye şu soruları sorabilirsiniz:
Banka bizlere krediyi nasıl ve nereden veriyor?’’
Banklar genel olarak ticaret yapmamasına rağmen nasıl kar elde ediyorlar?
Bu sorular ekonominin ilk harfi.
Düşünün, 30-40 yıllık iş insanlarına ‘çektiğin her kredi hırsızlıktır’ dediğinizde ya şok oluyor ya inanmıyor ya da bilmediği bu konuda kendini savunmaya geçiyor.
Bu durum aslında azınlığın çoğunluğu yönetmesinin, bizlerinde köle olarak hayatına devam etmesinin en büyük nedenlerinden biri. Anlık olarak nakit paraya odaklanan dünyaperestler var oldukça, evlatlar ve torunlarda zillete mahkum olarak yaşayacaklardır.
Evet, uzun yıllardır üzerinde durduğumuz bir konu. Yazarda makalede konuyu çok net ifade ediyor.
Makale kapitalist yapıları, krediye güvenmenin seçilmiş azınlık tarafından bir tür toplumsal sömürüye yol açtığını, devletin bu finansal manipülasyonda pasif bir aktör olarak işlev gördüğünü izah ediyor.
Makaleden önemli noktalar ise şöyle;
Komünizm idealde bir cemaat dayanışması iken, finans kapitalizmi kredi mekanizmalarına hükmeden küçük bir azınlığın dayanışmacı soygunudur.
Kredi sisteminin yaygınlaşması, insanları daha fazla tüketmeye teşvik ediyor. Bu durum, toplumun değer yargılarını ve yaşam tarzını derinden etkiliyor.
Devlet, sürekli olarak borç alarak krediyle ayakta durur. Bu süreçte borç, devletin kamçısıdır ancak çoğu zaman vatandaşın sırtında patlar. Bu durum, toplumun tamamını bir borç döngüsüne sokmaktadır.
Bankacılık sistemi, yoktan para meydana getirir (hırsızlık) ve bu süreç, sistemin (modern kapitalizmin) temelini oluşturur.
Bank of England'ın kuruluşu, modern finansal mekanizmaların başlangıcını temsil eder ve bu süreç "zenginlerin komünizmi" olarak nitelendirilir.
Kamu kredisi, devletin savaş ve diğer harcamalarını finanse etmek için gelecekte toplanacak vergilere dayalı bir borçlanma sistemidir.
Bireyler ve kurumlar sürekli olarak borçlanma baskısı altında kalıyor, bu da finansal stres ve bağımlılık yaratıyor.
Devletlerin ekonomik politikaları genellikle finans kurumlarının çıkarlarına hizmet eder.
Kamu borcunu ileride ödeyecek olan da halktan başkası değil; çünkü teminat olarak gösterilen, halktan gelecekte toplanacak vergilerdir.
İktisat tarihçisi David Armitage, İngiltere’nin “dünya tarihindeki muhteşem yerini” bir dizi devrime (Püriten Devrim, Siyasî Devrim, Bilim Devrimi, Sanayi Devrimi…) borçlu olduğunu, fakat bunlar arasında en önemlisinin savaş ile ticareti birleştiren Finans Devrimi olduğunu vurguluyordu. Bu devrim sayesinde “ticarî ve askerî güçler ayrılmaz biçimde iç içe geçtiler: Para savaşın sinir ve kasları haline geldi.” Paterson, hükümdara şöyle yazıyordu: “Uluslar şimdi her şeye ve bilhassa kılıca, paranın ne ölçüde hükmettiğini görüyor ve eskiden nasıl olmuşsa olsun, bugünün savaşlarının artık demirle değil altınla kazanıldığını anlıyorlar.” Paterson’un banknotları yeni altındı. Graeber bu yüzden, modern kapitalizmi oluşturan en büyük etkenin, banknot kullanımını yaygınlaştıran “dev bir finansal mekanizma” olduğunun altını çiziyor. Para babalarının devletten alacaklarını temsil eden banknotlar halk arasında dolaşıyor, böylece dolaylı olarak devlet halka borçlanmış oluyordu.
Yazar Daniel Defoe, herkesin kamu kredisi ile meşgul olduğunu, lâkin “kırk kişiden birinin bile bunun ne olduğunu anlamadığını” söylüyordu: “Herkes konuyla alakadar, fakat pek az kimse meseleyi anlıyor; kamu kredisinin tarif ve tasviri ise pek kolay değil.” Kredi, para ve devlet artık iç içe geçmişti: “Ulusun Kredisi… onun siyasî hayatıdır.
‘Kredi, Paradır. Para, Papacılığa muhalefetimizin can suyudur, Fransa’ya karşı ittifakımızın da. Bu çağda Kredi Yoksa, Para da yoktur!” anlayışı hakim olmuştur.
İş ve Karakter
Fatih Kumaş, Hz. Musa ve evleneceği hanımı ile ilgili bazı ayetlerin, onların yüce karakterlerine işaret ettiğine dair tefsirlerden bir derlemede bulunmuştu. Bu ayetlerde, Hz. Musa'nın cesareti, yardımseverliği ve ahlakı; hanımının haya ve olgunluğu öne çıkmaktaydı.
Devam ettiği analizde görevlendirme, iş vs. gibi konular üzerine ise şöyle diyor;
‘‘Şu ayet-i kerime'de kalmıştık: O iki kızdan biri, “Babacığım, onu ücretle tut. Çünkü ücretle istihdam edeceğin en iyi kimse, güçlü ve güvenilir olandır” dedi.(Kasas/26)
Hocaefendi diyor ki: Kur’ân-ı Kerim’de, Hazreti Musa’nın, kendisine peygamberlik verilmeden önce Mısır’dan ayrılarak Medyen yöresine gittiği, orada davarlarını suvarmaya çalışan iki kızkardeş gördüğü, onlara yardım ettiği ve kızlardan birinin “Babacığım! Bunu işçi olarak tut!
Zira senin çalıştıracağın en iyi adam, böyle kuvvetli ve güvenli biri olmalıdır.” diyerek babasından Musa’yı (aleyhisselâm) işçi olarak almasını istediği hikâye edilir. Bunun üzerine, Hazreti Musa, bu iki kardeşin babaları olan –muhtemelen– Hazreti Şuayb’ın (aleyhisselâm) yanında on sene çalışır; aslında bu kutlu peygamber, o ailenin koyunlarını güderken aynı zamanda bir nebinin rahle-i tedrisinde nübüvvet mesleğinin sırlarını da öğrenir. Diğer taraftan, Musa’nın (aleyhisselâm) işe alınmasını isteyen ve daha sonra da bu nebiye eş olmakla şereflenen firasetli kızcağızın vurguda bulunduğu iki vasıf bir işçide aranan şartlar adına çok önemli olsa gerektir: Bunların birincisi, o işi yapabilecek güç ve kuvvet; diğeri de, güvenilir ve emin bir insan olmaktır.(Diriliş Çağrısı)
Buradan şu gerçeği net olarak çıkarabiliriz: Bir insana iş verirken, o işi yapabilecek seviyede yeterliliği olması elbette önemlidir, ancak aynı derecede önemli olan bir diğer unsur da o kişinin emin ve güvenilir bir insan olmasıdır.
Güven, bir işi başarılı bir şekilde yürütmek ve sürdürülebilir bir başarı sağlamak için en temel unsurlardan biridir. Bu nedenle, bir görevi üstlenecek kişide hem yeterlilik hem de güvenilirlik aramak, işlerin sağlıklı bir şekilde ilerlemesini sağlar.
Razi diyor ki: Kadın, onun hayvanları nasıl suladığını gördüğü için, onu kuvvetli olmakla nitelemiştir. Hz. Musa, onların hayvanlarını sularken ve de kadının önünde babasına gelirken bakışlarını indirdiği, ona bakmamış olduğu için de, onu güvenilir olmakla nitelemiştir.
Kutub bahsi geçen kızın Hz. Musa ile alakalı gözlemine dair diyor ki: (Hz. Musa'nın) Yabancı biri olmasına rağmen çobanları korkutan, bu yüzden kendisine yol verip koyunların su içmesini sağlayan gücünü de görmüştü.
Halbuki ne kadar güçlü olursa olsun yabancı her zaman zayıftır. Sonra çağırmak üzere yanına giderken konuşması ve bakışlarındaki iffetli tavrından dolayı onun güvenilir biri olduğunu da görmüştü. Bu yüzden kendisini ve kardeşini çalışmaktan, didişmekten, erkeklerle içiçe yaşamaktan kurtarması için babasından Musa'yı ücretle tutmasını istiyor. Hem Musa çalışma için gücü kuvveti yerinde biridir. Namus açısından güvenilir olan birisi diğer konularda da güvenilir birisidir.
Tefhim'de deniyor ki: Kızın bunu babasına Hz. Musa ile daha ilk karşılaşmasının ardından söylemesi gerekmez. Çok büyük bir ihtimalle babası bu yolcuyu birkaç günlüğüne barındırmış ve bu süre içinde kız babasına böyle bir tavsiyede bulunmuştur.
Kızın bu tavsiyeyle demek istediği şuydu: "Baba sen yaşlısın ve bu yüzden biz kızlar dışarı işlerini kendimiz yapmak zorunda kalıyoruz. Bu işleri halledecek bir erkek kardeşimiz de yok. Bu adamı ücretli olarak istihdam edebilirsin.
Güçlü adam! Bu işlerin hepsinin üstesinden gelir, aynı zamanda emin biri de... Bizi çaresiz bekleşir görünce, sırf asîl tabiatı gereği, bize yardım etti ama bir kez olsun gözlerini kaldırıp da bize bakmadı.”
Sonraki ayet: Doğrusu ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum; şayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana zorluk çıkarmak istemem; beni de inşaallah salih olanlardan bulacaksın.(Kasas/27)
Tefhim'de yine deniyor ki: Yine aynı şekilde, babanın bunu Hz. Musa'ya (a.s) kızının tavsiyesinin hemen ardından söylemesi gerekmez. İnsan onun bu görüşünün bir mütalaa sonucu şekillendirdiğini hissediyor. O şöyle düşünmüş olmalıydı:
"Kuşkusuz bu asîl bir adam, fakat böyle sağlıklı, güçlü ve genç bir adamı, yetişkin kızların bulunduğu evde hizmetçi olarak istihdam etmek doğru bir iş olmaz. Madem ki asîl bir ailenin, kibar, tahsilli ve medenî bir erkeği (Bunları Hz. Musa'nın (a.s) anlattıklarından biliyor olmalıydı) niçin bu evin damadı olmasın? Böyle bir karara vardıktan sonra geriye uygun bir vakitte Hz. Musa ile konuşmak kalıyordu.
İsrailliler burada kendi peygamberlerini tasvir ederken, büyük bir zulüm işlemişler, onu büyük bir fırsatçı, ulusal bir kahraman olarak göstermişlerdir.
Talmud şöyle der: "Musa, Revail ile birlikte yaşadı ve ev sahibinin kızı Ziporah'a göz koydu ve onunla evlendi.”
Jewish Encylopedia'da zikredilen bir başka Yahudi kaynağı şöyledir: Musa Jethro'ya hikayesini anlatınca, Jethro onun kehanetlerde bildirilen şahıs olduğunu anladı. Kehanetlere göre O, ellerinde Firavun'un saltanatının yıkılacağı şahıstı.
Bu yüzden Musa'yı Firavun'a teslim edip ödül almak için hemen hapsetti. Musa karanlık bir yeraltı hücresinde yedi veya on yıl yaşadı. Fakat Jethro'nun ilk kez kuyu başında karşılaştığı kızı Ziporah onu gizlice hücresinde ziyaret etti ve ona yiyecek ve içecek tedarik etti.
Hatta evlenmeye bile karar verdiler. Yedi yahut on yıl sonra Ziporah babasına şöyle dedi: "Yıllar önce hücreye bir adam koymuştun, sonra onu iyice unuttun, şimdiye kadar ölmüş olmalı, ama hala yaşıyorsa, bu demektir ki o ilâhî yardıma mazhar biri.”
Bunu dinleyip de zindana giden Jethro, Musa'yı canlı buldu ve onun mucizevî bir şekilde hayatta kaldığını sandı. Sonra Ziporah'ı onunla evlendirdi.
Kur'an'daki rivayetlerin kaynağını dışarıda arayan batılı müsteşrikler, Kur'anî rivayetlerle, İsrailiyyat arasındaki bu apaçık farkı görmeye niye yanaşmazlar?’’
Hukuk, Ahlak, Suç ve Ceza
Vakanın üzerinden geçmiş olsada, hali hazırdaki toplum psikolojisi risk taşıyor. İçerikte önem arz eden tesbitler var. Meseleye Doktor gözüylede baktığı için bütüncül bir bakış açısı sağlıyor.
Kısa bir özet:
Bizim hukukumuz ıslah etmiyor.
Bu konunun ahlaki boyutu Türkiye'de ciddi bir sorundur.
Ahlaki sorunları yalnızca yasayla çözemezsiniz
Türkiye'de sistematik ahlaki eğitim eksikliği bir sorundur
Şiddet içeren fanteziler genellikle pornografi bağımlılığı ile ilişkili.
Fail daha önce psikopati belirtileri göstermiş.
Aile beyanları her zaman kesin olmayabilir.
Milli eğitim sisteminin çocuklara temel insani ahlaki normları öğretmesi gerekiyor.
Toplumda psikopati oranının %1-2 civarında.
Ceza uygulamaları, adi suçları engellemede yeterli değil.
Cezaevlerinin ıslah edici rolünün yetersizliği söz konusu.
Cezaevinde geçirilen zaman suçu pekiştiriyor. Çıktığında yapacakları daha kötü şeyleri hayal ediyor, kurguluyorlar.
Ahlaki değerler medyada aşağılaıyor.
Haz odaklı yaşam tarzı övülüyor.
Suçu önlemek, cezalandırmaktan daha önemlidir.
Dijital okuryazarlık eğitimleri yaygınlaştırılmalı.
Kör Nokta: Kaynağı Hayra Dönüştür
Üstad diyor ki;
‘‘Nefsin vücudunda bir körlük vardır. O körlük, zerre büyüklüğünde bile kaldığı sürece hakikat güneşinin görünmesine mâni bir perde olur. Kâinata sığmayan insan, böylece gider, tek bir noktada boğulur.’’
Bu cümleye güzel tefsir getiriyor Ali Hoca;
’’İnsan, son derece girift ve kompleks bir varlıktır. Bazen neyi ve niçin yaptığını kendisi bile anlayamaz. Bu bakımdan, tarih boyu dinler, insana kendisini ve kendisi vasıtasıyla Allah’ı veya Allah’ı tanıtarak kendisini tanıtmak istemiş, felsefeler de, yine insanın kendisini tanıması üzerinde durmuştur. Kur’ân-ı Kerim, Allah’ı unutan insanların kendilerini de unutacaklarını, Allah’ı tanıyanın kendisini de tanıyacağını beyan buyurur.53 Kadim Yunan’da Atina’da Akademi’nin kapısında “Ey insan, kendini tanı!” yazdığı tarihlerde kayıtlıdır.
İnsan, yine Kur’ân’ın ifadesiyle, kerim, yani asil, pek çok meleke ve lâtifelerle donatılmış, kâinatın hem çekirdeği hem meyvesi olan, kâinatta ne varsa kendisine dercedilmiş bir varlıktır.54 Bu bakımdan insan, doğruyu, hakkı, hidayeti arar. Ne var ki, bu arayışında araya perdeler girer. Terakkî ve tekâmüle tâbi bir varlık olarak özüne hayır ve zahiren şerrin tohumları birlikte ekildiği için insan, sürekli bir mücadele, bir savaş alanıdır da. Terakkî ve tekâmül, bu iç mücadele veya savaşla mümkündür. Özünde şerrin tohumu gibi görünen hususiyetler, insana, onlara karşı mücadele ile hayırlara kaynak olsunlar, hayır mekanizmalarına dönüşsünler diye verilmiştir. Bu da, insanın doğruyu, hakkı, hakikati, adalet ve hakkaniyeti hedef ve maksat edinmesi, kendisini iyilik ve güzelliklere adayıp, bu noktada irade imtihanını kazanması ve kendisine verilen bütün mekanizmaları doğru istikamette kullanması ile mümkün olur.
Meselâ, Cenab-ı Allah (c.c.), insana çok geniş ve derin bir sevme mekanizması vermiştir; onun varlık özüne sevgi ile birlikte korkuyu, merhamet ile birlikte cezalandırma duygusunu, sabır ile birlikte aceleciliği yerleştirmiştir. Dolayısıyla insan, niyetinde daima hakkı, hakikati, doğruyu, adaleti, güzeli ve iyiliği taşımalı ve kendisine verilen bütün bu ve benzeri mekanizmaları doğru yönde kullanmaya çalışmalıdır.
“Kim tevbe edip, (yanlış olan) yolundan döner, iman eder ve imanının gerektirdiği sağlam, yerinde ve ıslaha yönelik işler yaparsa, işte Allah, böylelerinin kötülüklerini iyiliklerle değiştirir. Allah, çok bağışlayandır; (bilhassa tevbe ile Kendisi’ne yönelen kullarına karşı) hususî merhameti pek bol olandır.”55 âyeti, “kötülüklerin iyiliklerle değiştirilmesi” ifadesiyle, insan böyle davrandığı takdirde, varlığının özüne yerleştirilmiş bulunan görünüşte şer mekanizmalarının birer hayır kaynağı haline geleceğini beyan buyurur.
Ayrıca, her günahtan sonra pişmanlık duyarak tevbe etmek ve hemen bir iyilik yapmak da, işlenen günahı siler. Ama insan, doğruyu, hakkı, hakikati, adalet ve hakkaniyeti, iyilik ve güzelliği hedef ve maksat edinmez ve kendisine verilen mekanizmaları yanlış yönde kullanırsa, bu defa, özündeki zahiren şerrin kaynağı gibi görünen mekanizmalar, onu yönlendirmeye başlar. Ve bu mekanizmalar arasında nefsin vücudunda bulunan körlük, insanı âdeta kontrolüne alır.
Kâinatın bir modeli olan, hattâ daha da ötede, Cenab-ı Allah’ın varlıkta tecelli eden bütün İsimleri’nin şuurlu bir tecelli merkezi olması hasebiyle düşüncelerinde, duygularında, hayallerinde ve hedeflerinde kâinata sığmayan, zamanı ve mekânı aşıp daha da ötelere ve ebede uzanan insan, gelir bu kör noktada boğulur. Bu nokta, varlığının özündeki sevgi, korku, gaye seçimi, tercih, nimetlerden istifade gibi mekanizmalar yanlış yönde kullanılmakla yersiz bir korku olur; Hz. Samed aynası olan kalbi mecazî bir sevgi veya sevgiliyle kirletmek ve neticede bir sevdaya esaret olur; kör kuyu gibi bir kompleks veya fikir sureti giymiş heves olur; ispat-ı nefs kaygısı olur; tamah olur; şöhret düşkünlüğü olur; enaniyet olur; ben-sevgisi olur; kin ve düşmanlık olur; gurur ve kibir olur; makam–mevki–statü şehveti olur; mal, evlât, eşya ve meslek tutkunluğu olur; kabilecilik veya menfî milliyetçilik ya da ırkçılık olur; kör taraftarlık, bilhassa ideolojik ve siyasî taraftarlık olur; aşılamayan bir psikolojik eşik olur…
Kısaca, nasıl bir anda ufukları tarayan göz küçük bir toz veya çöp ile görmez hale gelirse, nefsin vücudundaki bu körlüklerin biri bile, kâinatlara sığmayan insanı, onun düşünce, hayal, tefekkür dünyasını, gaye ve maksadını kendi içine hapseder ve –Allah muhafaza– insan, bu kör noktada boğulur gider.’’ (R. Külli Kaideler)
Ulusların Düşüşü - Özet
Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’un yazdığı Ulusların Düşüşü kitabı üzerinde epey çalışılmış bir kitap. Herkesin okuması gereken bir kitap olmamakla birlikte, kitabın içerisindeki bazı bilgiler varlık okuması noktasında her insana fayda sağlayabilir. Özetini yapmayı farklı bir zaman için düşünüyordum. Ancak Yüksel Çayıroğlu’nun kitaba daire kısa özeti denk gelince blog’a da eklemek istedim. Kitap 496 sayfa idi. Çoğunluk okuma fırsatı bulamayabilir ama alttaki özet önemli birçok noktayı öne çıkarıyor.
’’· Hem Mısırlılar hem de Tunuslular ekonomik sorunlarının temel nedeninin siyasal haklarının yokluğu olduğunu gördüler. Karşılaştıkları tüm ekonomik engeller, siyasal gücün küçük bir elit tarafından tekelleştirilip tatbik edilmesinden kaynaklanıyor.
· Mısır, halkın büyük çoğunluğunu hiçe sayarak toplumu kendi çıkarları için örgütleyen küçük bir elit tarafından idare edilmiş olduğu için fakir. Siyasal güç dar bir çevrede yoğunlaştırıldı ve eski devlet başkanı Mübarek’in 70 milyar dolarlık serveti örneğinde olduğu gibi, bu güç ona sahip olanlara büyük bir servet kazandırmak için kullanıldı. Kaybeden ise, şimdi bu gerçeği çok iyi anlayan Mısır halkı oldu.
· Büyük Britanya ya da Birleşik Devletler gibi ülkeler, yurttaşları gücü ellerinde tutan elitleri devirdikleri ve siyasal hakların çok daha yaygınlaştırıldığı; hükümetin yurttaşlara karşı sorumlu ve duyarlı olduğu; geniş halk kitlelerinin ekonomik fırsatlardan yararlanabildiği bir toplum yarattıkları için zengindirler.
· Demokratik ilkelere dayalı, siyasal gücün kullanımına sınırlama getiren ve bu gücü toplumun geniş kesimlerine yayan bir anayasa benimseyip uygulayan ülkenin Meksika değil de Birleşik Devletler olmasının bir tesadüf olmadığı aşikârdır.
· Devrimler, kamulaştırmalar ve siyasal istikrarsızlık, beraberinde askeri hükümetler ve çeşitli tipte diktatörlükler getirdi… Bu istikrarsızlık sürecine kitlesel baskılar ve cinayetler eşlik etti.
· Şili Ulusal Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu Raporu, 1973-1990 yılları arasındaki Pinochet diktatörlüğü sırasında 2279 kişinin siyasal nedenlerden ötürü öldürüldüğünü belirledi. Muhtemelen 50 bin kişi tutuklanıp işkence gördü ve yüz binlercesi işlerinden kovuldu.
· 1999’da Guatemala Tarihi Aydınlatma Komisyonu Raporu toplam 42,275 kurbanın ismini belirlese de başkaları Guatemala’da 1962-1996 arasında 200 bin kadar kişinin öldürüldüğünü ve bu cinayetlerin 70 bininin 2003’te yeniden başkanlık için yarışabilecek kadar büyük bir umursamazlık içindeki General Efrain Ríos Montt döneminde meydana geldiğini iddia ettiler; neyse ki kazanamadı.
· Ülkelerin ekonomik başarıları kurumlara, ekonominin işleyişini belirleyen kurallara ve bireyleri motive eden teşviklere göre farklılık gösterir.
· Güney Kore ve Birleşik Devletler’deki gibi kapsayıcı ekonomik kurumlar, bireylerin yetenek ve becerilerini en iyi şekilde kullanmaları ve istedikleri tercihleri yapabilmeleri için büyük halk kitlelerinin ekonomik etkinliğe katılmasına olanak tanıyıp teşvik sağlayan kurumlardır. Kapsayıcı olabilmeleri için, güvence altına alınmış özel mülkiyete, tarafsız bir hukuk sistemine ve herkesin mübadele ve sözleşme yapabileceği eşit şartlar sağlayan bir kamu hizmetleri hükmüne sahip olmalıdırlar. Ayrıca yeni iş sahalarının açılmasına ve insanların kendi mesleklerini seçmelerine olanak tanınmalıdır.
· Kapsayıcı ekonomik kurumlar refahın iki lokomotifine daha zemin hazırlarlar: Teknoloji ve eğitim. Bu nedenle ne Thomas Edison’ın Meksika ya da Peru’dan değil de Birleşik Devletler’den çıkması ne de günümüzde Samsung ve Daewoo gibi yenilikçi teknolojiler üreten şirketlerin Kuzey Kore yerine Güney Kore’den çıkması şaşırtıcı olmamalıdır.
· Kongo’nun yoksulluğunun nedeni refaha giden tüm yolları kapayan, hatta aksi yönde yol alınmasını sağlayan sömürücü ekonomik kurumlardı. Kongo hükümeti yurttaşlarına çok az kamu hizmeti sunmuştu ve sunduğu hizmetler arasında güvence altına alınmış mülkiyet hakları ya da asayiş gibi en temel hizmetler bile yer almıyordu. Aksine, bizzat hükümetin kendisi yurttaşlarının mülkiyet ve insan hakları için en büyük tehdidi oluşturuyordu. Müreffeh bir ekonomi için hayati önem taşıyan, insanların mesleklerini ya da işlerini özgürce seçebildikleri bir serbest emek piyasası olmadığından kölelik kurumu en temel piyasa anlamına geliyordu. Üstelik, uzun mesafeli ticari faaliyetler kralın kontrolündeydi ve yalnızca onun maiyetindekilere açıktı.
· Her ne kadar “acınası yoksulluk” yaygınsa da, Kongo’nun sömürücü kurumlarının kendi içinde kusursuz bir mantığı vardı: Siyasal gücü elinde tutan küçük bir azınlığı zengin etmek.
· Modern Demokratik Kongo Cumhuriyeti yoksul kalmıştır, çünkü yurttaşları müreffeh bir toplum yaratacak temel teşvikleri oluşturan ekonomik kurumlardan hâlâ yoksundur. Kongo’yu fakir kılan coğrafya, kültür ya da yurttaşlarının ve siyasetçilerinin cehaleti değildir, sömürücü ekonomik kurumlarıdır.
· Avustralya ve Birleşik Devletler sanayileşip hızla büyüyebildiler; çünkü nispeten kapsayıcı kurumları yeni teknolojiler, yenilik ya da yaratıcı yıkım için engel oluşturmadı.
· Fakat sanayileşme sürecinin ortaya çıkaracağı yaratıcı yıkım liderlerin ticaretten elde ettiği kârları azaltarak, kaynakları ve iş gücünü topraklarından uzaklaştıracaktı. Aristokrasiler sanayileşmenin ekonomik kaybedenleri haline gelecekti. Daha da önemlisi, sanayileşme süreci hiç şüphesiz istikrarsızlık yaratıp siyasal iktidar tekellerine yönelik meydan okumalara yol açacağından siyasal kaybedenlere de dönüşeceklerdi.
· Verimli döngü çeşitli mekanizmalarla iş görür. Birincisi, çoğulcu siyasal kurumlar iktidarın bir diktatör, hükümet içindeki bir fraksiyon ve hatta iyi niyetli bir başkan tarafından gasp edilmesini çok daha zor hale getirirler.
· Kapsayıcı ekonomik kurumlar kölelik ve serflik gibi sömürücü ekonomik ilişkilerin en korkunç örneklerini ortadan kaldırır, tekellerin önemini azaltır ve dinamik bir ekonomi yaratır: Tüm bunlar, en azından kısa vadede, siyasal iktidarın gasp edilmesiyle elde edilebilecek ekonomik kazançları azaltır.
· Son olarak, kapsayıcı siyasal kurumlar özgür basının gelişmesine izin verirler ve genellikle özgür basın da halkı bilgilendirerek kapsayıcı kurumlara yönelik tehditler karşısında muhalefeti harekete geçirirler.
· Çoğu kişi sömürge idaresinin Sahra-altı Afrika’da uyguladığı yöntemlerinin en kötü örneklerinin bağımsızlığın ardından sona ereceğini ve pazarlama komitelerinin çiftçileri aşırı ölçüde vergilendirmek için kullanılmasının bir son bulacağını umuyordu. Fakat bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Aslına bakılırsa, pazarlama komitelerinin çiftçilerin sömürülmesi için kullanılması daha da habis bir hal aldı.
· Bu tarihten önce Zimbabve’deki enflasyon oranı yüzde 20’lerde seyrediyordu. 2002’ye gelindiğinde yüzde 140’a çıkmıştı; 2003’te neredeyse yüzde 600’dü; 2007’de yüzde 66.000 ve 2008’de yüzde 230 milyon!
· Son 50 yılda tüm dünyada pek çok hükümete “kalkınma” yardımı kapsamında milyarlarca dolar para aktarıldı. Bu paranın büyük kısmı Afganistan’da olduğu gibi genel giderler ve yolsuzluklar nedeniyle heba oldu.
· Kriz zamanlarında geçici bir çare olarak başvurulan insani yardım, örneğin yakınlarda Haiti ve Pakistan’a yapılan yardımlar, her ne kadar bunların ulaştırılmasında da benzer sorunlarla karşılaşılsa da kesinlikle çok daha yararlı olmuştur.
· Afganistan gibi ülkeler sömürücü kurumları yüzünden yoksuldur; bu kurumlar mülkiyet haklarının, yasa ve düzenin ya da iyi işleyen bir hukuk sisteminin olmamasına yol açtığı gibi, ulusal ve –daha çok– yerel elitlerin ekonomik ve siyasal hayat üzerindeki boğucu hâkimiyetine neden olur. Benzer kurumsal sorunlar da dış yardımın fayda etmeyeceği; yağmalanacağı ve gitmesi gereken yere ulaşamayacağı anlamına geliyor. En kötü ihtimal ise, yapılacak yardımların bu toplumların sorunlarının asıl kaynağı olan rejimleri destekleyecek olmasıdır. Sürdürülebilir ekonomik büyüme kapsayıcı kurumlara bağlıysa, sömürücü kurumların başındaki rejimlere yardım etmek çözüm olamaz.
· Birincisi, dış yardım dünya genelinde ülkelerin başarısızlıklarıyla mücadele etmek için etkin bir araç değildir. Hem de hiç. Ülkelerin yoksulluk döngüsünü kırmak için kapsayıcı ekonomik ve siyasal kurumlara ihtiyaçları vardır. Bu bakımdan dış yardımın yapabileceği şeyler genellikle sınırlıdır, hele bugünkü örgütlenme biçimiyle yapabileceği hiçbir şey yoktur. Dünya eşitsizliğinin ve yoksulluğun kökeninde neyin yattığını kavramamız yanlış vaatlere umut bağlamamamız bakımından son derece önemlidir.
· Bunun yerine, dış yardımı yapılandırmak ve bu yardımlar sayesinde kendi başlarına siyasal alanda söz sahibi olamayan grup ve liderleri karar alma sürecine dahil etmek ve geniş halk kitlelerini yetkilendirmek muhtemelen daha iyi sonuç verecektir.
Yoğun Günlerde Kendinizi Geliştirmek İçin Neler Yapabilirsiniz?
Uzmanlar, başarılı profesyonellerin sürekli öğrendiklerini, becerilerini geliştirdiklerini ve zamana ayak uydurmak için yeni beceriler geliştirdiklerini söylüyor .
Ancak birçok profesyonel iş yükü altında eziliyor ve sürekli eğitime devam etmek için çok yorgun hissediyor. Bunu daha yapılabilir kılmak için kullanabileceğiniz üç ipucu:
Kutunun dışında düşünün: Öğrenmek için zamanınız veya enerjiniz olmadığına inanıyorsanız, bu kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet haline gelebilir. Bu inançlara yer açın, ancak bunlara inanmayın; bunun yerine öğrenmeye açık fikirli bir şekilde yaklaşın.
Ayrıca, kendinizi sınıflar veya eğitim programları gibi geleneksel öğrenme biçimleriyle sınırlamayın. Geri bildirim istemek veya bir akıl hocasıyla görüşmek gibi alternatifleri deneyin; bu daha esnek seçenekler programınıza daha kolay uyar.
Önceliklerinizi netleştirin: İyileştirme için bir alan olduğunu gösteren yapıcı geri bildirim aldıysanız, bu şekilde nasıl iyileştireceğinizi öğrenmeyi önceliklendirin. Ya da işinizde çözülmesi gereken acil bir sorun varsa, bunu nasıl ele alacağınızı öğrenin.
Alternatif olarak, sizi öğrenmeye neyin teşvik ettiğini bulun. Başkaları için bir rol model olmak veya liderliğe değer vermek istiyorsanız, bu öncelikleri takip etmek öğrenme olasılığına daha olumlu bakmanızı sağlayacaktır.
Etkili bir şekilde öğrenmeyi öğrenin: Aralıklı tekrarlama, hatırlamayı test etme ve orijinal bağlam gibi kanıtlanmış tekniklerle beynin unutma eğilimine karşı savaşın. Bu öğrenme yöntemleri, zamanla öğrendiklerinizi hatırlamanıza yardımcı olur.
Z Kuşağı İşsizlikle Karşı Karşıya
Üniversiteden yeni mezun olanlar aldıkları eğitimin iş bulmalarını sağlayacağını umuyordu ancak Z kuşağının birçoğu artık işsizlikle karşı karşıya.
22-27 yaş aralığındaki yeni üniversite mezunlarının işsizlik oranı, 2021'in başından bu yana ABD'deki genel işsizlik oranından sürekli olarak daha yüksek seyrediyor.
Haziran 2023 itibarıyla yeni mezunlar arasındaki işsizlik oranı %4,5'e ulaştı; bu oran pandemi öncesi orandan daha yüksek.
Uzmanlar, düşük işten çıkarmalara ve birçok çalışan için maaş artışlarına rağmen işgücü piyasasının soğuduğunu söylüyor. Yaşlı çalışanlar, 2021'deki Büyük İstifa'yı takip eden işe alım çılgınlığı sırasında pozisyonlar elde etti ve o zamandan beri daha az pozisyon açıldı.
2023 yılında 20-29 yaş aralığındakiler arasında derece gerektiren pozisyonlara yapılan işe alımlar %20 düşerken, genel işe alım oranları %15 düştü.
Uzmanlar, faiz oranlarındaki indirimlerin ekonomik büyümeyi teşvik edeceğine dair söz vermesine rağmen, işe alımlardaki yavaşlamanın devam etmesi halinde yeni mezunlar için zorlukların devam edeceğini öngörüyor.
Yalnızlığın Verdiği Maddi Zarar
Yalnızlık salgını ABD ekonomisine yıllık 406 milyar dolara mal oluyor, ancak aynı zamanda sosyal izolasyonu hafifletmeyi amaçlayan milyarlarca dolarlık bir endüstrinin de ortaya çıkmasına neden oldu.
Şirketler, yapay zekalı sohbet robotlarından kiralık arkadaşlık hizmetlerine kadar, insan bağlantısına olan yaygın ihtiyacı karşılamak ve bundan kâr elde etmek için çeşitli ürünler ve hizmetler geliştiriyor.
İşletmelerin yalnızlıktan kar elde etmeleri mi yoksa yalnızlığın nedenlerine yönelik gerçek bir sorumlulukları mı olduğu konusunda devam eden bir etik tartışma var.
ABD Cerrah Generali Vivek Murthy, geçen yıl yalnızlığı bir salgın olarak ilan etti ve ABD'li yetişkinlerin yarısının yalnız hissettiğini bildiren anketlere atıfta bulundu. Bu sosyal izolasyon, intihar oranlarının tüm zamanların en yüksek seviyelerine ulaşmasıyla birlikte benzeri görülmemiş düzeyde zihinsel sıkıntıya yol açtı.
Yalnızlık salgınına katkıda bulunan başlıca faktörler ise şunlardır:
Akıllı telefon teknolojisi
Sosyal medyanın yükselişi
Dini örgütler, işçi sendikaları ve yerel sosyal kulüpler gibi geleneksel topluluk oluşturma kurumlarına katılımın azalması .
Ekonomik sıkıntı, birçok insanın geçimini sağlamak için toplumsal faaliyetlere katılacak zaman veya kaynaktan yoksun olması.
Covid-19 salgını bu sorunları daha da kötüleştirdi, insanları ailelerinden, arkadaşlarından ve akranlarından fiziksel olarak uzaklaştırdı.
Sadece iş yerinde, işverenler yalnızlıkla ilgili üretkenlik sorunları ve işten ayrılma nedeniyle her yıl yaklaşık 154 milyar dolar kaybediyor. Çalışan yetişkinlerin yaklaşık %70'ini oluşturan yalnız çalışanlar, stres nedeniyle daha fazla iş günü kaçırıyor ve yalnız olmayan meslektaşlarına kıyasla yılda ortalama beş gün fazladan hastalık izni alıyorlar. Ayrıca işlerini bırakmayı düşünme olasılıkları iki kat daha fazla.
Yalnızlık Ekonomisi: İşletmeler Sosyal İzolasyondan Nasıl Yararlanıyor?
Yapay zeka ve teknoloji yenilikleri: Yatırımcılar, yalnızlığa kişiselleştirilmiş çözümler sunarak para kazanıyor. Örneğin, milyonlarca fonla desteklenen yapay zeka sohbet robotu Meeno , kişisel sorunlar hakkında tavsiyeler sunuyor. Bazıları yapay zekanın, yalnız gençler için OpenAI destekli dijital avatar arkadaşı olan ve sonunda insanların flört ederken onlara destek olabilecek Ava gibi ilişki kolaylaştırıcılarına dönüşeceğini öngörüyor.
Etkileyici pazarlama: Sosyal medya etkileyicileri, samimi arkadaşlıkları simüle eden ve izleyicilerin çevrimiçi kişiliklere bağlanma ve duygusal bağlanma arzusundan yararlanan içerikler oluşturarak bir niş buldular. Bazıları, kişisel paylaşımı ürün tanıtımıyla harmanlayan tek bir 60 saniyelik video için 70.000 dolara kadar kazanıyor.
Sağlık ve zindelik girişimleri: Yalnızlık ekonomisi sağlık ve zindelik sektörlerinde önemli ilerlemeler kaydetti. Örneğin, sigorta planlarıyla ortaklık yapan Pyx Health , yalnızlık riski altında olan poliçe sahiplerini tespit ediyor ve destekliyor. Bu arada, SoulCycle'ın yaratıcıları tarafından kurulan ve 7,2 milyon dolarlık girişim sermayesiyle desteklenen Peoplehood , kişilerarası bağlantıları iyileştirmek için 20 kişilik gruplara kolaylaştırılmış, terapi benzeri sohbetler ve iş yeri ekip oluşturma hizmetleri sunuyor.
Diğer yandan bazı eleştirmenler, birçok şirketin yalnızlığın temel nedenlerini ele almadan savunmasız bireyleri sömürdüğünü iddia ediyor. Örneğin, Facebook (Meta) gibi sosyal medya devleri, kullanıcı katılımını artırmak için karmaşık, veri odaklı stratejiler kullanıyor. Araştırmacılar, bu taktikleri bağımlılık mekanizmalarına benzetiyor ve kullanıcıları platformlarda daha uzun süre tuttuklarını, potansiyel olarak yalnızlık ve kaygı duygularını daha da kötüleştirdiklerini belirtiyorlar. Bu şirketlerin iş modelleri kullanıcı izolasyonuna ve dijital bağımlılığa dayandığından, çevrimdışı mutluluğun artması karlarını olumsuz etkileyebilir.
İleriye Bakış
Girişim sermayesi şirketleri yalnızlık odaklı girişimleri giderek daha fazla gelecek vaat eden yatırım fırsatları olarak görse de , hangi yalnızlık ekonomisi çözümlerinin uzun vadede etkili olacağı konusunda belirsizlik devam ediyor. Dahası, teknoloji sektörünün yalnızlık salgınındaki rolü ve yarattığı bir sorunu çözme konusundaki kararlılığı konusunda endişeler devam ediyor.
Uzmanlar, sonuç olarak yalnızlıkla mücadelenin, izolasyona katkıda bulunan temel ekonomik ve sosyal faktörleri ele alan politika müdahaleleri de dahil olmak üzere daha geniş toplumsal değişiklikler gerektireceğini söylüyor. - Shortform
8 Manevi Ders
Abdullâh Dehlevî Hazretlerinde kısa birkaç tavsiye:
’’• Yemekte nefsin hoşuna giden bir cihet bulunduğu gibi, bir de yemek nimetinin hakkının edâsı vazifesi vardır. Nefsin hoşuna giden, yemeğin lezzeti ve çokluğudur. Yemeğin hakkı ise, farzları ve sünnetleri lâyıkıyla edâ etmek için kuvvet kazanmak niyetiyle onu yemektir.
• Helâlinden kazanmak nasıl müminlere farz ise mübâhların fazlasını terk etmek de âriflere lâzımdır.
• Kalplerimizde mânevî hâllerin kökleşmesi için sünnet-i seniyyeye sıkıca sarılmak ve namazları kemâliyle edâ etmek, nâfileleri ihmâl etmemek gerekir.
• Dört şey herkese lâzımdır: Bidatlerden sâlim din, şüpheden âzâde olan iman ve marifet, haram ve şüpheli şeylere aslâ uzanmayan el, haram ve şüpheli şeylere gitmeyen ayak.
• Dua esnasında nurlar ve bereketler yağar. Duanın müstecâb/makbul olup olmadığının eserini anlamak güçtür. Öyle zannediyorum ki göğüste bir genişlik hâsıl olması duanın kabul olduğunun alâmetidir.
• Ricâl (adamlar) dört sınıftır:
1- Gerçekte adam olmayanlar ki onlar sırf dünyayı isteyenlerdir.
2- Adam denmeye lâyık olanlardır ki âhireti isteyenlerdir.
3- Adamların en güçlü kuvvetlileridir ki onlar, âhireti isteyenler ve sırf Rablerinin rızası için çalışanlardır.
4- Havâs olanlardır ki onlar Mevlâ’dan başka her şeyi terk edenlerdir.
• Dünya sevgisi her hatanın başıdır, hataların başı da küfürdür.
• Her vakit kalbe gelen düşünceleri kontrol etmek gerekir. Kıldığı namazdan, okuduğu Kur’ân-ı Kerîm’den, derslerinden ve zikrinden huzur bulup feyz alabiliyor mu? Yine şüpheli bir şey yediğinde zulmet hâsıl olacağının şuuruna varabiliyor mu? Her hâli bunlara kıyâs etmeli.’’
Haftanın Videoları
Haftanın Yapay Zeka Manşetleri
NVIDIA, belirli kıyaslamalarda GPT-4o ve Claude 3.5 Sonnet gibi önde gelen modellerden daha iyi performans gösteren Nemotron-70B adlı yeni bir büyük dil modeli yayınladı. Llama 3.1'e dayanan bu açık kaynaklı model, rakiplerinden önemli ölçüde daha az olan yalnızca 70 milyar parametreye sahip olmasına rağmen etkileyici puanlar elde etti.
Meta'nın baş yapay zeka bilimcisi Yann LeCun, insan seviyesindeki yapay zekaya ulaşmanın 10 yıl uzakta olabileceğini ve "dünya modelleri" geliştirilmesi gerektiğini düşünüyor.
New York Times, yapay zeka şirketlerinin izinsiz içeriklerini kullanmasına karşı harekete geçti. Gazete yakın zamanda Jeff Bezos tarafından desteklenen bir AI girişimi olan Perplexity'ye, AI özetlerinde ve diğer çıktılarında NYT içeriğine erişmeyi ve bunları kullanmayı bırakmasını talep eden bir durdurma ve vazgeçme mektubu gönderdi.
Adobe, Firefly AI platformu için yeni video oluşturma yeteneklerini kullanıma sundu.
Sanatçı Refik Anadol, 2025 yılında yapay zekayla üretilen sanata adanmış ilk müzeyi (Dataland) açmayı planladığını duyurdu . Anadol, Kaliforniya'nın Los Angeles kentinde yer alacak müzenin etik kaynak ve sürdürülebilir enerjiye öncelik vereceğini söyledi.
Google'ın NotebookLM'si artık yapay zeka tarafından oluşturulan sesli konuşmaları yönlendirmenize olanak tanıyor. Kullanıcılar artık Adobe'nin web sitesinde metinden videoya ve görüntüden videoya modellerini test ederek 5 saniyeye kadar yapay zeka tarafından oluşturulmuş video üretebiliyor.
Uzmanlara göre AI , HIV ve AIDS'in tespitini, tedavisini ve bakımının erişilebilirliğini artırmayı vaat ediyor . Bu gelişmeler, AIDS oranlarının orantısız bir şekilde yüksek kaldığı Sahra Altı Afrika gibi düşük gelirli ülkelerle paylaşılırsa, küresel sağlık sonuçları önemli ölçüde iyileşebilir.
OpenAI, hızlı büyümesini desteklemek için dış yatırımcılardan fon arıyor ve şirket abonelik fiyatlarını da artırmayı planlıyor. Şu anda ChatGPT Plus, kullanıcılara ayda 20 dolara mal oluyor. Yıl sonuna kadar ayda 22 dolara mal olabilir ve 2029'a kadar ayda 44 dolara çıkabilir.
Araştırmacılar, elektrokimyasal arıtma sırasında sudaki iyon seviyelerini doğru bir şekilde izleyen ve temiz su üretimini iyileştirmeye yardımcı olan bir AI modeli geliştirdiler . Bu teknoloji su kalitesi izlemeyi artırabilir, ancak büyük ölçekli sistemlerde etkili bir şekilde çalışması için sık sık güncellenmesi gerekir.
ABD istihbarat yetkilileri, Rusya ve İran'ın 2024 başkanlık seçimlerini etkilemek amacıyla dezenformasyon yaratmak için yapay zeka kullandığını söylüyor. İstihbarat topluluğu, bu içeriğin seçmenler üzerindeki etkisini yakından izliyor.
Microsoft ve OpenAI milyarlarca dolarlık ortaklığı yeniden görüşüyor
🚀 SpaceX, ABD Uzay Kuvvetleri için 'ulusal güvenlik' misyonları başlatacak
🧠 Eski OpenAI CTO'su yeni modeller için 100 milyon dolar istiyor. BAĞLANTI
🔊 FCC, tüm akıllı telefonların işitme cihazıyla uyumlu olması gerektiğini söylüyor. BAĞLANTI
Bu haftalıkta bültenimizin sonuna geldik.
👉 Bültenimize sponsor olabilir, reklam verebilir, yıllık abone olarak maddi destek verebilir veya devam edebilmemiz için bağış yapabilirsiniz. Üç arkadaşınıza tavsiye vererekte bu bilgilerin onlara ulaşmasına vesile olabilirsiniz.
Bültene sponsor olabilir veya abone olarak destek verebilirsiniz